Çernobil felaketi: Nükleer santralde neler yaşandı?

26 Nisan 1986’da, o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna’nın başşehri Kiev’in 130 kilometre kuzeyindeki Çernobil kenti, insanlık tarihinin en müthiş çevre felaketlerinden birine sahne oldu.
Pripyat kenti yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nin dördüncü reaktöründe yaşanan patlama sonucu etrafa, 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombasının 50 katına eşit ölçüde radyasyon yayıldı.
Patlamanın akabinde radyoaktif madde yüklü bulutlar Türkiye dahil birçok ülkeyi etkiledi.
Çernobil nükleer faciası kimi bağımsız araştırmalara göre yaklaşık 200 bin kişinin direkt yahut dolaylı olarak vefatına sebep oldu.
Facianın tesirleri nedeniyle yüz binlerce çocuk sakat dünyaya geldi; kanser olayları arttı. Kazanın olumsuz tesirlerinin kuşaklar boyunca sürmesi bekleniyor.
Çernobil’deki nükleer facianın izlerinin günümüzde ne derece risk oluşturduğuna dair tartışmalar zaman zaman gündeme gelmeye devam ediyor.
Çernobil Nükleer Santrali ne zaman inşa edildi?
O dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde Çernobil Nükleer Santrali’nin inşasına 1970 yılında başlandı. Santralde çalışan işçiler ve aileleri için üç kilometre aralıkta Pripyat kenti kuruldu.
Santralin ilk reaktör ünitesi 1977 yılında faaliyete girdi. Daha sonra üç güç ünitesinin daha tamamlanmasıyla, yıllık enerji üretimi 29 milyar kilowatt saate ulaştı.
Çernobil Nükleer Santrali’nin, her biri 1000 megawatt (MW) gücünde 12 reaktörle dünyanın en büyük nükleer enerji santrali haline getirilmesi planlanıyordu. Patlamadan önce dört reaktörle çalışan santralde, iki reaktör de inşa halindeydi. Kazaya uğrayan dördüncü ünite üç yıldır faaliyetteydi.
26 Nisan’da santralde neler yaşandı?
25 Nisan 1986 tarihinde, Çernobil Nükleer Santrali’nin dördüncü reaktöründe rutin gözetici bakım çalışmalarının hazırlıklarına başlandı.
İleride mümkün acil bir durumda ek güç kaynağı olarak kullanılması için türbin jeneratörün test edilmesi planlanıyordu.
Deneyin 700-1000 MW güç düzeyinde yapılması kararlaştırıldı. Kazadan bir gün önce reaktörün gücü yaklaşık 1600 MW’ya düşürüldü ve test gereği acil durum soğutma sistemi kapatıldı.
Saat 23.10’da güç düzeyi 700 MW’ya indirilmeye başlandı. Otomatik güç moduna geçildi,güç durdurma ayarı 700 MW’a ayarlanmadığından güç düzeyi 30 MW’a düştü.
Görevli operatör gücü geri kazanmaya çalıştı ve sonunda testi planlananın altında bir düzey olan 200 MW gücünde başlattı.
26 Nisan saat 01.23’te kumanda tablosunda acil durdurma sinyali yandı. Operatör reaktörü durdurma düğmesine bastı ve denetim çubukları aşağıya doğru hareket etmeye başladı. Güç düzeyi saniyeler içinde nominal bedelin 100 katına ulaştı.
Durumun denetimden çıkmasının akabinde birkaç saniye ortayla iki büyük patlama meydana geldi.
Görgü şahitlerinin anlatımına göre, ilk patlamada kırmızı, ikinci patlamada mavi bir alev yükseldi ve akabinde santralin üzeri dev bir mantar bulutuyla kaplandı.
Çernobil nükleer faciasına ne sebep oldu?
İnsanlık tarihinin en büyük nükleer faciasının asıl sebepleri konusunda bugün de tartışmalar sürüyor.
Sovyetler Birliği’nde o dönem kazanın nedenlerini araştırmak için kurulan devlet kurulu, santral çalışanını ve idaresini kazanın baş sorumlusu ilan etti.
Güvenlik kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle santral müdürü Viktor Bryuhanov ve şef mühendis Nikolay Fomin 10’ar yıl, şef mühendis yardımcısı Anatoliy Dyatlov beş yıl, reaktör sorumlusu Aleksandr Kovalenko üç yıl, vardiya amiri Boris Rogojkin ve denetmen Yuriy Lauşkin ikişer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
O dönem Çernobil Nükleer Santrali’nde teknik ayarlardan sorumlu çalışanların yöneticisi olan, 2020’de ise Ukrayna Nükleer Enerji ve Sanayi Sektörü Emektarları Birliği Başkanlığını yürüten Maksim Kremen, patlamadan bir gün önce yaşadığı bir anıyı şöyle paylaşıyordu:
“25 Nisan 1986 günü, iş çıkışı santralden ayrılırken tesadüfen Dyatlov ve Kovalenko’ya rastladım. Kovalenko yanıma yaklaşarak, reaktörün işleyişinde bir tuhaflık olduğunu söyledi. Lakin Dyatlov onu sert bir şekilde durdurdu ve sözlerini sürdürmesine izin vermedi. Bunun üzerinde durmamıştım, zira bu benim sorumluluğumda değildi.”
Reaktör sorumlusu ve şef mühendis yardımcısının reaktördeki sorunun farkında olduklarını tahmin ettiğini belirten Kremen, şöyle devam etti:
“Şef mühendis yardımcısı reaktörü durdurma komutunu verebilecek kararlılığa sahip değildi. Deneyi yerine getirememekten korkuyordu. Şef mühendisin mesleği elektrik mühendisliğiydi. Bu durumda yapması gereken tek bir şey vardı; reaktörü durdurmak. Taşıdıkları mesleksel sorumluluğa karşın bu kararı almaya korktular.”
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) bünyesindeki Uluslararası Nükleer Güvenlik Komitesi (INSAG) de ilk başlarda Sovyetler Birliği devletiyle aynı fikirdeydi.
Kazanın kimi kural ihlallerinin ve işçi kusurlarının bir araya gelmesi sonucu yaşandığı sonucuna varılan INSAG raporunda, santral yönetimi “deneyi ne kıymetine olursa olsun yapmakla” suçlandı.
fakat kurum 1991 yılında kazayla ilgili yayımladığı yeni raporunda, “operasyonel çalışanın yanılgısı sonucu başlayan kazanın, reaktörün yetersiz tasarımı nedeniyle bir felakete dönüştüğü” tespitine yer verdi.
INSAG, 1993 yılında hazırladığı kesin raporunda ise işçi kusurlarıyla ilgili daha önce varılan kimi tespitlerin yanlış olduğunu, kazanın reaktördeki tasarım yanılgısı, reaktörün güvenlik standartlarını karşılamaması ve nükleer santraldeki genel güvenlik tedbirlerinin yetersizliği nedeniyle meydana gelmiş olma ihtimalinin yük kazandığını ileri sürdü.
Kazaya zelzele, sabotaj yahut “terör eylemi”nin yol açmış olabileceği yönünde argümanlar da ortaya atılsa da bunlara dair bir delil bulunmuyor.