Mahfi Eğilmez: Doları kim tutuyor?

* Mahfi Eğilmez
En çok karşılaştığımız sorulardan birisi “madem ekonomi iyi durumda değil, dolar kuru nasıl oluyor da yükselmiyor?” yahut “dolar kuru yukarı gitmesin diye baskılanıyor mu?” formundaki sorular.
Bu mevzuyu birkaç defa yazdım bir kere de tam bu çerçeve içinde anlatmaya çalışayım.
Her şeyden önce dolar kurunu yukarı gitmesin diye en azından bir yıldır baskılayan yok. Hatta tam aksine zaman zaman aşağıya gitmesin diye uğraşıyor Merkez Bankası. Bu dediklerimi daha anlaşılır hale getirmek için önce faiz sorununun geçmişini anlatmam gerekiyor.
2021 yılında enflasyon yüzde 19, Merkez Bankası siyaset faizi de yüzde 19 iken “faiz sebep enflasyon sonuçtur” yaklaşımı eşliğinde Merkez Bankası faizi indirmeye başladı. Daha ilk günden bunun çok yanlış bir uygulama olduğunu aralarında benim de bulunduğum iktisatçılar dile getirdiler. Ne yazık ki bu yanlış uygulamayı destekleyen iktisatçılar da azımsanmayacak sayıdaydı. Halbuki o gün faizi 2 – 3 puan artırsalar ve yapısal ıslahatlara başlasalardı Türkiye bugün farklı bir yerde olacaktı. Faizin bir puan indirildiği ilk ayda pek bir şey olmadı, piyasalar fazlaca tepki vermedi. Bu durum hükümeti indirimlere devam konusunda cesaretlendirdi. İndirim, sonraki aylarda devam ettikçe insanlar, bunun kalıcı bir yanlışa dönüştüğünü anladılar ve kendilerini korumak için döviz alımına yöneldiler. Dolarizasyon oranı süratle yükselmeye başladı.
Kurlarda yaşanan yükselme, üretim girdilerinin çok önemli bir kısmını ithal eden iktisatta üretim maliyetlerinin ve giderek enflasyonun yükselmesinin de yolunu açtı. Zati yükselme eğiliminde olan enflasyon giderek daha süratli yükselir oldu. Bu gidişattan hükümet telaşa kapıldıfakat faizi düşürmekten vazgeçip tekrar artıracak yerde faizi düşürmeye devam ederken bir yandan da kur korumalı mevduat (KKM) diye bir uygulama başlattı. Bu uygulama, kur garantisi vermenin bir yoluydu. Böylelikle “iki yanlış bir doğru etmez” atasözünü yazmış bir ülkenin çocukları olarak bir yanlışı öteki bir yanlışla düzeltmek gibi bir uygulama içine girdiler. Bu uygulamayla birlikte döviz kurlarında bir sakinleşme ortaya çıktı. Ne var ki enflasyon, faizin çok düşük kalması sonucu yükselmesini sürdürdü ve yüzde 80’lere geldi.
KKM uygulaması evvelce bütçeden önemli ödemelere yol açtı. 2023 yılında ekonomi yönetimi değişti ve yeni gelenler bu yanlış uygulamayı düzeltmek üzere Merkez Bankası siyaset faizini yavaş yavaş yüzde 50’ye kadar yükseltirken bir yandan da KKM felaketinden kurtulmanın adımlarını atmaya başladılar. Bunlar, aslında ürkmüş olan piyasayı daha da ürkütmemek için yavaş atılması gereken adımlardı. O nedenle de vakte yayıldı. 2023 yılında Merkez Bankası KKM operasyonu nedeniyle 818 milyar lira net zarara uğradı. Böylelikle Hazine’ye de kâr devredemedi ve Hazine’nin bütçe açığı için alamadığı kâr hissesi kadar daha fazla borçlanmaya gitmesi söylediği söz edilen oldu.
Ekonomide olağana dönüş olarak isimlendirilen bu operasyonla birlikte Türkiye’ye döviz girişi başladı. Bu giriş bir yabancı sermaye yatırımı maksadıyla gelen dövizlerin girişi değildi, tamamen yüksek faizden yararlanmak için gelen dövizlerdi. Türk yatırımcılar da faizden yararlanmak için KKM’den dönen paralarını yahut banka hesaplarında, kasalarında, konutlarındaki kasalarda duran dövizlerini bozdurup Türk Lirası mevduat hesaplarına geçtiler. Bu şekilde gelen ve bozdurulan dövizler piyasada bir döviz bolluğu yaratı. Bol olan şeyin fiyatı düşeceği için bollaşan dövizin de kuru düşmeye başladı. Bu sefer Merkez Bankası, ihracatının mağdur olmasını önlemek için piyasadan döviz satın alarak kurun düşmesini engellemeye çalıştı.
Bu şekilde bozdurulan dövizler, ödünç olarak yahut süreksiz olarak gelmiş olsa da, Merkez bankasının rezervlerinin artmasını sağladı.
Bu etapta enflasyonla faizin aşağı yukarı seviyede olduğu bir ortamda faizin nasıl olup da yatırımcıyı Türk Lirası mevduat yapmaya yönelttiğini de kısaca anlatayım. Bankalar, Türk Lirası mevduata yüzde 40 dolayında net (vergi sonrası) faiz veriyordu ve kur da sabitleşme eğilimine girmişti. Bir öteki sözle Türkiye’de enflasyon yüzde 40’ın üzerinde, mevduat faizi net olarak yüzde 40, kur da 1 dolar = 35 Türk Lirası dolayındaydı ve pek değişmiyordu. Bu durumda 100 bin dolarını bozduran kişinin eline 3.500.000 lira geçiyordu. Bu meblağı yüzde 40 net faiz ve bir yıl vadeyle bankaya yatıran bu kişi yılsonunda parasını 4.900.000 liraya çıkarıyor ve kur değişmediği sürece bu parayla 140.000 dolar alabiliyordu. Kur, 35’den 45’e bile yükselse 8.900 dolar çıkarlı çıkıyordu. Bu matematiğin sırrı enflasyonun ve bundan ötürü faizin yüksek olmasına karşılık kurun sabit (ya da sabite yakın) seviyede kalabilmesidir.
Bu anlattığım sistem nedeniyle yabancı fonlar, yurt dışından çok düşük faizle dolar borçlanarak Türkiye’ye getirip Türk Lirası mevduat yapıyorlar (carry trade) ve dünyanın hiçbir yerinde kazanamayacakları yüzde 40 oranında dolar faizi elde ediyorlar. Dolar hesabı bulunan Türkler de aynı işi yapıp dolarlarını bozdurup Türk Lirası mevduat açıyor yahut tahvil alıyorlar. Vade sonunda tekrar dolara döndüklerinde dolar cinsinden yüzde 40 faiz elde etmiş oluyorlar. Meğer dolarlarını dolar mevduatı olarak tutsalar bankalar binde 1 faizi zor veriyor.
Ekonominin bu şekilde dolaylı yoldan da olsa dövize dünyanın en yüksek faizini ödemesi sürdürülebilir bir uygulama olamayacağı için ben Merkez Bankası’nın enflasyonda baz tesiriyle de olsa yaşanan düşüşlere paralel olarak faiz düşürmeye başlamasını önermiştim. Merkez Bankası (tabii ki ben önerdiğim için değil) enflasyondaki düşüşe paralel olarak faiz indirimi yapmaya başladı. Böylelikle en azından yakın geçmişte yapılan, bence ekonomi siyaseti tarihinin en büyük iki yanlışının (ilki enflasyon yükselirken faizi düşürmek, ikincisi KKM uygulaması) yarattığı maliyeti düşürmeye çalışıyor.
Bu yazı Mahfi Eğilmez’in ferdî blogundan alınmıştır