Okan Aslan’ın hazırlayıp sunduğu Gün Ortası programına konuk olan Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, 18 mart Çanakkale Zaferi’nin 100. yıldönümünde Çanakkale zaferini anlattı.

Çanakkale’de deniz muharebeleri ile başlayan savaşın, İtilaf devletlerinin karaya çıkmasıyla birlikte çok sert bir kara muharebesine döndüğünü ifade eden Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, Mustafa Kemal Atatürk’ün o dönem 19. Tümen Komutanı olarak aldığı inisiyatif sayesinde Conkbayırı’nda Anzak güçlerinin Kabatepe’yi ele geçirmesinin engellendiğini aktardı.
Çanakkale’de zafere giden yolu ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmay zekasını anlatan Emekli Tümgeneral Yavuz, şu sözleri kullandı:
“Şimdi, deniz zaferi ifadesi doğru. Bugün, Çanakkale Muharebesi’nin deniz açısından zirve yaptığı gündü savaşta. Savaş neden çıktı? Ona bakmak lazım. Aslında 1. Dünya Savaşı’nın içerisindeydik. O savaşta, Batı Cephesi siper savaşına dönüşüp stabil hale gelmişti. Almanlar da Tannenberg’de bir milyon kadar Rus askerini imha ve esir etmişti. Bundan Ötürü savaşın bu haliyle devam etmesi pek mümkün değildi. İngilizler ve Fransızlar bir arayış içine girdi. Bu arayışın sonucu olarak yeni bir cephe açmak suretiyle, Almanya’yı yenmenin yollarını aradılar. Çeşitli görüşler ortaya çıktı. Bu görüşlerden kabul edileni, Çanakkale Cephesi’ni açmak oldu. Çanakkale Cephesi’ni açarken niyetlerinden birisi Almanya’ya yönelik bir kuşatıcı hareket yapmaktı. Diğer niyetleri de Osmanlı ile Almanya arasındaki bağı ortadan kaldırmak ve Rusya’ya yardım etmekti. Ayrıyeten Rusların Boğazları kullanamaması nedeniyle milyonlarca ton hububat ihraç edilememişti. Büyük sıkıntı içerisindeydiler. Tüm bunların yanında, Balkan ülkelerinin de savaşta saf tutması gerekiyordu. Onları da yanlarına çekmek istediler ve bu maksatların sonucunda İngilizler, Çanakkale Savaşı’nı başlattı. Fakat bir yanılgı yaptılar ve askerliğin gereklerine uygun davranmadılar.
Savaşı, siyasi bir kararla başlattılar. Çanakkale’yi geçebilmeleri için mayınları temizlemeleri gerekiyordu. Bunun için de kıyıda üslenmiş topçuları susturmaları gerekiyordu. Yani Gelibolu Yarımadası’na bu amaçla kara harekatı yapmaları gerekiyordu. Bu harekatı yapmadan paldır küldür denize atak ettiler ve Boğazları geçmeye kalktılar. Fakat bu teşebbüslerinde top atışına maruz kaldılar. Hareket yaparak atışlardan uzaklaşmaya çalıştılar ve bu esnada mayınlı alanlara girdiler. Boğaz’ın girişinde değil ama en dar yerlerine doğru on mayın çizgimiz vardı. Bunlara ek olarak Nusret Mayın Gemisi, 8 Mart’ta Erenköy kıyısı yakınlarına 26 mayın döktü.
Bu mayınlara doğru İngiliz donanma ögeleri hareket yapınca hem topçu ateşinden zayiat verdiler, hem de mayınlara çarptılar. İtilaf güçlerinin üç büyük gemisi yani Ocean, Irresistible ve Bouvet, top atışı ve mayınlar sebebiyle battı. Bu gemileri kaybettiler. O gemiler Boğaz’ın derinliklerine gömüldü. Gerisinden geri çekildiler ve denizden zorlamayla İstanbul’a gidilemeyeceği anlaşılınca kara harekatına giriştiler. Bu kara harekatını çabucak yapmak mümkün değildi. Bunun için birlikleri tertiplediler ve lakin 25 Nisan bu harekat için uygun oldu.
25 Nisan’da askeri açıdan çok doğru bir şekilde hem Seddülbahir hem de Kabatepe bölgesine kuvvetler çıkardılar. Harekatın maksadı Kilitbayır Platosu’ydu. Bir an önce kıyıdaki topçuları imha etmek, mayınları temizlemek ve donanmayla İstanbul’a doğru hareket etmek istediler. Fakat o gün Seddülbahir’de çok önemli bir dirençle karşı karşıya kaldılar. Güneyde beş farklı bölgeye çıkarma yaptılar. Bunlardan bir tanesi Pınariçi Koyu. Onların planlarında ‘Y Plajı’ diye geçer. Oraya çıkardıkları birliklerin aslında o gün önleri çok açıktı. Maksatları olan Alçıtepe’ye o gün ulaşabilirlerdi. Fakat başlarında bulunan kumandanlar inisiyatif kullanamadı. İnisiyatif kullanılamayınca diğer bölgelerinde pek başarılı olamadılar.
Bu bölgede hem 26. Alay Komutanı’nın hem 3. Tabur Komutanı’nın hem de onların buyruğunda çarpışan askerlerimizin büyük emeği ile Seddülbahir bölgesine yapılan çıkarma, İtilaf güçleri için bir kabusa dönüştü. İlk hedefledikleri Alçıtepe’ye 9 ay boyunca ulaşamadılar. 25 Temmuz günü Fransızlar aldatma gayesiyle bir çıkarma yapmıştı ama onları geri çektiler. Seddülbahir onlar için artık sonuç elde edemeyecekleri bir alana dönüştü. Ama Kabatepe bölgesinde büyük bir baht elde ettiler. Karşılarında yeteri kadar kuvvet yoktu.
Mesela 160 kişinin bulunduğu bir bölgeye, bin 500 kişi çıktı sabahleyin ilk partide. Bu bin 500 kişi, bir saat sonra dört bine çıktı. 320 askerin karşısında 4 bin kişi vardı. Büyük bir sayısal üstünlüğe sahip oldular. Hızla en kritik arazi bölümü olan Conkbayırı’na tırmandılar. Büyük bir talihti bu onlar için. Ama o şansı bir kişi bozdu: O kişi Mustafa Kemal’di. Mustafa Kemal biliyorsunuz 19. Tümen komutanı olarak hem 3. Kolordu’nun hem de 5. Ordu’nun tek ihtiyat kuvvetiydi o bölgedeki. İki tümen daha vardı ama onlar ihtiyat olarak diğer bölgedeydi. O biraz Liman Paşa’nın kusuruydu. Esat Paşa’nın ve Mustafa Kemal Paşa’nın niyetlerine uygun davranılmış olsaydı Kabatepe’de bu kadar zayıf olmazdık.
Sabahleyin saat 6 civarında 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Paşa’dan, bir tabur ile Kabatepe bölgesini destek etmesi rica edildi. Fakat Mustafa Kemal Paşa o bölgenin değerini bildiği için, bir taburla bölgenin savunulamayacağını biliyordu. Derhal 57. Alay’a emir verdi. Diğer alaylar da hazırlandı. Bir topçu taburuyla birlikte 57. Alay’ın önünde, hızla Kocaçimen Bloğu’na tırmandı. Conkbayırı zirve bölgesine gelince bir grup askerimizin koşarak geriye döndüğünü gördü. Onlara neden geri çekildiklerini sorduğunda, mermilerinin bittiğini ve bu nedenle geri çekildiklerini ifade ettiler. Mustafa Kemal Paşa bunun üzerine ‘Merminiz yoksa süngünüz de mi yok’ diye durdurdu ve düşmana döndürerek siper aldırdı. Bunu gören Anzak birlikleri de siper aldı ve ilerlemeleri durdu. Daha sonra yazdığı kitapta da o anı, ‘Kazandığımız an’ diye nitelendirmiştir. Bu esnada 57. Alay intikalini tamamladı. Mustafa Kemal, ‘Size taarruz etmeyi değil, ölmeyi emrediyorum. Geçecek süre zarfında yerimizi yeni askerler ve kumandanlar alacaktır’ buyruğunu verdi. Her ne kadar 57. Alay tamamen imha olmadıysa da çok şehit verildi. Lakin şehitler zaman içerisinde bütünleme çalışanı tarafından tamamlanmıştır. Bundan Ötürü 25 Nisan günü, muharebelerinin mukadderatının çok büyük ölçüde etkilendiği gündür ve etkileyen kişi de Mustafa Kemal’dir.”
Çanakkale Savaşı’nın en büyük iki sonucundan birisinin Rusya Çarlığı’nda ihtilal sürecinin hızlanması olduğuna dikkat çeken Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, daha sonra kurulan Bolşevik yönetimi ile Türk Kurtuluş Savaşı arasındaki bağa ve emperyalizme karşı ortak mücadeleye vurgu yaptı: