DOLAR
45,2300
EURO
53,0398
ALTIN
6.661,40
BIST
14.495,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Mehmet Altan yazdı | Basın Tarihi: “Batıda düello vardır, doğuda pusu”…

Fransa’da olduğu gibi bizde de gazete işverenleri arasında gerginlikler, uyuşmazlıklar yaşandı.fakat bizde düello olmadı… Bizimkiler çoklukla “devleti silah olarak” kullanarak pusu kurmayı tercih ettiler

Mehmet Altan yazdı | Basın Tarihi: “Batıda düello vardır, doğuda pusu”…
24.04.2025 13:00
4
A+
A-

Cumartesi günü dünya televizyonları arasında dolanırken “Basın Tarihi” için ne yazayım sorusu zihnimde bâtın gizli kımıldanıyordu.

Birden “Laissez vous guider” isimli programla karşılaştım ve birkaç asır evvelki Fransa’ya gittim.

Bu ihtimamlı ve çarpıcı program Alexandre Dumas’nın 1844 yılında yazdığı Üç Silahşorlar kitabı üzerinden tasarlanmıştı.

Üç Silahşorlar Fransa’da XIII. Louis döneminde hükümdarın muhafız birliğinde görev yapan Athos, Porthos ve Aramis adlı üç silahşora katılmak üzere Paris’e giden D’artagnan isimli gencin maceralarını bahis alıyordu.

1624’ten başlayarak 1642 yılında ölünceye kadar  XIII. Louis‘nin başbakanlığını yapan Fransa’nın efsane isimlerinden Kardinal Richelieu, bu romanda “kötü adam” olarak baş roldeydi.

TV programı, Richelieu periyodundan başlayarak sosyal gelişmeleri, siyasal dedikoduları, edebi çalkantıları ve resmi tarihte yer almayanları katman katman anlatmaktaydı.

Ayrıca yeni teknoloji sayesinde şimdilerde kaybolmuş yapıların, sarayların, kalelerin sanal inşası ekrana aktarılarak asırlar öncesinin atmosferinde ağırlanıyorduk.

Tüm boyutları, gerçekleri, kurmacaları, siyasi kulisleriyle birkaç asırlık Fransa’yı yaşamaya başladık.

* * *

Geçmişin geniş bilgi ırmağında yıkanırken Fransa’da “düello” tarihinden de nasiplendik.

Düellonun yargı sisteminin kesimi olması şaşırtıcıydı:

“Onurunun zedelendiğini düşünen kişi, yanına iki şahit alarak rakibini düelloya çağırırdı. Rakibi de iki şahit bulur, bu şahitler düelloda uyulacak kuralları saptarlardı.

Silah seçimini düelloyu isteyen kişi yapardı.

Genelde kılıç ya da tabanca kullanılırdı.

Düello halk önünde yapılırdı.

Düelloyu kaybeden ölmemişse, bu yolla suçu kanıtlanmış sayıldığı için cezalandırılırdı.

10 ila 12. yüzyıllarda sırf özgür insanlar düello yapabiliyordu.

Düello, açık bir biçimde hakemler önünde gerçekleşirdi. Bu dönemde Tanrı önünde haklının yenilmeyeceğine inanılıyor ve hasebiyle düelloya bir yargı aracı olarak bakılıyordu.

Örneğin suçlayan ile suçlanan arasındaki sorunu yargıçlar delil bulunmadığı için çözemezse, tarafların düello yapmalarını isterdi.

* * *

Resmi olarak düello  Fransa‘da 1547’de yasaklanmış gözükmekte…resmi yasağa karşın düello geleneği çok uzun yıllar sürüyor.

Öyle ki bilinen son düello 1967 yılında Marsilya Belediye Başkanı Gaston Defferre‘nin parlemento üyesi René Ribière‘e hakaret etmesi üzerine Fransa’da kılıçlarla yaşanıyor.

Hakemliğini periyodun Fransa Dışişleri Bakanı Jean de Lipkowskiin‘in yaptığı müsabaka René Ribière’in kolundan iki kere yaralanması ve Gaston Defferre’nin galibiyeti ile sonuçlanıyor.

Ben Fransa’da doktora öğrencisiyken de Gaston Deferre sadece Marsilya Belediye Başkanı değil Sosyalist Parti’nin efsane siyasetçilerindendi.

1986 yılında öldü.

* * *

Bu program ve düello “Basın Tarihi”nde yer alıyor zira iki Fransız gazete işvereninin düellosundan bu sayede haberdar oldum.

Fransa tarihine derin izler bırakan Armand Carrel ile Émilie Antoine arasındaki düelloyu ıskalamak istemedim.

Özellikle Carrel çok çok önemli bir gazeteciydi.

Armand Carrel cumhuriyetçi olmaktan çok demokrattı. Anayasal modeli, kölelik ya da materyalizmi birtakım istikametlerini eleştirse bile onun referansı her şeyden önce Amerikan Cumhuriyeti’nin kurucu babaları, bilhassa de iki periyottan sonra kamusal hayattan çekilmeyi bilen Washington’dı.

Émile Littré, Chateaubriand’ın da arkadaşı olan Armand Carrel için “siyasetin André Chénier’si” demişti.

* * *

Tarihler iki gazete işvereni arasındaki düelloyu şöyle anlatıyor:

“Düello, Armand Carrel ile Le Presse gazetesinin kurucusu Emile de Girardin arasında yapıldı.

La Presse’in reklam insert’leri kullanarak abonelik fiyatlarını yarı yarıya düşürüp abone sayısını katlaması gerginlik sebebi oldu.

Mali çıkarlara verilen zarar, La Presse ile Le National arasında tartışmaya yol açtı; ikincisi, birincisini haksız rekabetle suçladı.

Girardin daha sonra Carrel’i evli bir bayan olan [Émilie Antoine ile alakasını ifşa etmekle tehdit etti ve bunun üzerine Carrel, Girardin’i düelloya davet etti.

* * *

Carrel’in inatçılığı olmasaydı, uyuşmazlık dostça çözülebilirdi.

Düello sırasında Kaptan Maurice Persat ve Ambert şahit oldu.

21 Temmuz 1836’da Saint-Mandé Gölü kıyısında, Girardin uyluğundan, Carrel ise kasığından yaralandı.

Carrel üç gün sonra, 24 Temmuz sabahı yarasına yenik düştü.

Aralarında Alexander Dumas’nın da bulunduğu ünlü yazarlar cenazesine katıldı.

* * *

Çetin Altan, “Batıda düello vardır, doğuda pusu” demişti.

Bu gelenek, basın tarihlerinde de görülüyor… Fransa’da olduğu bizde de gazete işverenleri arasında gerginlikler, uyuşmazlıklar yaşandı.

Ama bizde düello olmadı… Bizimkiler çoklukla “devleti silah olarak” kullanarak pusu kurmayı tercih ettiler.

Pusunun kimseye faydası dokunmadı… Sonuçta hep birlikte kayboldular.

P24’ten alınmıştır.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.