Bundan milyarlarca yıl önce ortalama bir Dünya günü 13 saatten daha kısaydı. Günlerin uzamaya devam etmesinin sırrı Ay ve okyanuslarımız arasındaki bağlantıda gizli

Bazı teorilere göre Ay, gezegenimizde ömrü mümkün kılan şartların oluşmasına ve hatta Dünya’daki ömrün başlamasına yardımcı oldu.
Ay’ın gezegenimiz etrafındaki eksantrik yörüngesinin, bugün hayatımıza istikamet veren birtakım çok önemli hava sistemlerinin oluşumunda rol oynadığı düşünülüyor.
Ama Ay da yavaş yavaş gözden kayboluyor.
Dünya’nın etrafında hassas bir istikrarda sürdürdüğü astro-balesini gerçekleştirirken “Ay çekilmesi” olarak bilinen bir süreçle yavaş yavaş gezegenimizden uzaklaşıyor.
Bilim insanları, Apollo Ay vazifelerinin astronotları tarafından uydumuzun yüzeyine yerleştirilen reflektörlere lazer ışınları göndererek Ay’ın Dünya’dan uzaklığını ölçegeldiler.
Bu prosedür sayesinde son vakitlerde Ay’ın her yıl 3,8 cm süratle Dünya’dan uzaklaştığını doğruladılar. Bu süreç sonucunda günlerimiz uzamayı sürdürüyor.
Ay ve Dünya arasındaki alakayı inceleyen Jeofizik uzmanı Prof. David Waltham, “Tüm süreç gelgitlerle ilgili” diyor ve bunu şöyle açıklıyor:
“Gelgitler Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yavaşlatır ve Ay bu enerjiyi açısal momentum olarak kazanır.”
Ay’ın olmadığı bir Dünya var olabilir mi?
Ay’ın bizden şu anki uzaklığı 384 bin 400 km. Fakat son devirde yapılan bir araştırma yaklaşık 3,2 milyar yıl önce, Ay’ın Dünya’dan 270 bin km uzaklıkta olduğunu buldu. Bu, bugünkü uzaklığının yüzde 70’ine denk geliyor.
Araştırmayı Almanya’daki Friedrich Schiller Üniversitesi’nden yöneten Jeofizikçi Tom Eulenfeld, “Dünya’nın daha süratli dönmesi günün uzunluğunu azalttı ve bugünkünden farklı olarak, 24 saat içinde iki gündoğuşu ve iki günbatımı yaşandı” diyor ve ekliyor:
“Bu durum gün ve gece arasındaki sıcaklık farkını azaltmış ve fotosentez yapan organizmaların biyokimyasını etkilemiş olabilir”.
Buna aynı araştırmalar Ay’ın uzaklaşmasının sabit bir süratte gerçekleşmediğini, zaman zaman hızlanıp zaman zaman yavaşladığını da buldu.
Arjantin’de Salta Ulusal Üniversitesi’nde Yerbilimci Vanina López de Azarevich 550-625 milyon yıl önce Ay’ın yıllık 7 cm’ye kadar uzaklaşıyor olabileceğini ortaya attı.
Tom Eulenfeld, “Ay’ın Dünya’dan uzaklaşma suratı kesinlikle zaman içinde değişti ve gelecekte de bu türlü olacak.” diyor.
Ancak vaktin büyük kısmında Ay’ın bugünkü suratından daha yavaş ilerlediği biliniyor.
Aslında çekilmenin olağandışı süratli yaşandığı bir devirdeyiz. Ay’ın şu anki pozisyonuna ulaşması için 1,5 milyar yıl boyunca mevcut suratında geri çekilmesi gerekirdi.
Ancak süreç 4,5 milyar yıl önce Ay’ın oluşumundan bu yana devam ediyor, yani geçmişte kimi zaman dilimlerinde yavaşlamış olması gerekiyor.
Waltham, “Gelgit sürüklenmesi beklediğimizin üç katı büyüklüğünde” diyor. Bunun sebebiyse Atlas Okyanusu’nun büyüklüğü olabilir.
Kıtaların mevcut pozisyonları, Kuzey Atlas Okyanusu havzasındaki suyun bir uçtan diğer uca sürüklenmesi sürecini anlatan rezosans tesirini oluşturmak için doğru oranlara sahip olduğunu gösteriyor, bu nedenle barındırdığı su gelgitlerinkine yakın bir oranda ileri geri çalkalanıyor.
Bu, gelgitlerin diğer türlüsünden daha büyük olduğu manasına gelir.
Waltham’ın dediği, bir çocuğu salıncakta itmek benzeri, her itiş mevcut harekete göre zamanlanırsa daha da yükseğe ulaşılır.
Waltham, “Kuzey Atlas Okyanusu biraz daha geniş yahut dar olsaydı bu olmayacaktı” diyor ve ekliyor:
“Bu modeller birkaç milyon yıl geri giderseniz kıtalar farklı pozisyonlarda olduğu için gelgit gücünün düşeceğini gösteriyor”.
Ancak gelecekte de bu şekilde devam edecek benzeri görünüyor. Modellemeye göre yeni bir gelgit rezonansı bundan 150 milyon yıl sonra oluşacak ve 250 milyon yıl sonra yeni “süper kıta” biçimlerinin ortaya çıkmasıyla yok olacak.
Peki gelecekte Ay’ın olmadığı bir Dünya var olabilir mi?
Bugünkü çekilme suratında bile Ay’ın Dünya’dan tamamen ayrılması mümkün görünmüyor.
Güneş’in 5-10 milyar yıllık süre içindeki vahim yok oluşu bile daha önce gerçekleşecek. İnsanlığın muhtemelen bundan çok daha önce sonu gelmiş olacak.
Kısa vadedeyse insanlık günlerin uzamasında rol oynayabilir. Bu, buz ve buzullarda tutulan suyun iklim değişikliği nedeniyle serbest bırakılmasıyla olabilir.
Waltham, “Buz gelgitleri baskılar” diyor ve bundan 600-900 milyon yıl önce Dünya’nın kar küresi ismi verilen buz çağına girdiği dönemi hatırlatıyor. Bu devirde Ay’ın çekilme hareketinde dramatik bir yavaşlama olmuştu.
Bunun tam manasıyla tesirinin ne olacağını tahmin etmek zor. Zira bunun bir kısmı, buz katmanlarının tartısı azaldıkça yükselen karalarla dengelenebilir ve öbür yan tesirlere neden olabilir.
Teoride NASA’nın Artemis programı kapsamında Ay’a gidecek olan astronotlar bundan 60 yıl önce Apollo misyonuyla uydumuza giden seleflerine göre konutlarına daha uzaktan bakacaklar. (Yine de bu Ay’ın Dünya etrafındaki eliptik yörüngesinde geldikleri noktaya bağlı olacak. Bu yörüngenin yakın ve en uzak noktaları arasındaki mesafe her 29 günde 43 bin km değişiyor.)
Geri kalanlarımız için hayatlarımız açısından günlerin her gün bir pikosaniye (saniyenin trilyonda biri kadar) uzaması pek de manalı olmayabilir. Ne de olsa göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir.