DOLAR
46,1198
EURO
53,3124
ALTIN
6.196,87
BIST
13.741,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Mehmet Altan yazdı: Karizmanın yelkenleri

Mehmet Altan yazdı: Karizmanın yelkenleri

Mehmet Altan yazdı: Karizmanın yelkenleri
28.06.2023 12:42
83
A+
A-

* Mehmet Altan

Daha önce de Babıali’de bayram yazılarının “akide şekeri” olması gerektiğine dair klasik inanca değinmiş, bir de örnek vermiştim.

Basın tarihi tarikiyle aheste aheste günümüze doğru gelirken, bu uzun bayram tatilinde de 2004 yılındaki bayram yazılarını gözden geçirdim.
 
***
 
Çetin Altan’ın 31 Ocak 2004 yılında Milliyet Gazetesi’ne yazdığı “Yarın Bayram” yazısına rastladım.

Yazı kozmik değişim tahliliyle başlıyordu:

“Geçenlerde bin yıllık dostum Dündar Baştımar’la konuştuk telefonda…
Havuzu heykelli, çam ağaçlı, yalı bahçelerinde; çeşitli arkadaşlarla çemberlenmiş, benim gevezeliklerimin dalgalanıp gittiği ne günler ve geceler tüketmiştik Dündar’la…

Henüz daha ‘Leninizm’in’, ‘komünizm’ sanıldığı ve ‘ekonominin’ siyasetçi iradesine bağlı bir sistem olduğuna inanıldığı devirlerdi.

Enerji kaynakları ve teknolojinin değişimiyle, ‘ulus- devlet’ modelinin de değişeceği mevzuları, şimdi yeni gündeme girmemişti.

Avrupa vatandaşlığı’ kimsenin hayalinden bile geçmiyordu.

Ne cep telefonu ne internet, hatta ne de televizyon vardı ortalıkta…

Ömrümüz içinde süratli bir globalleşme vites büyütmüş, ‘Leninizm’ çökmüş ve Polonya’nın eski Cumhurbaşkanı Valesa ‘dünya vatandaşlığının’ anayasasını hazırlamaya başlamıştı.

Bizim jenerasyon ise artık uygunca yalnızlaşıyordu. Eski dostların çoğu kaybolup gitmişti, yalnızca anıları kalmıştı gönlümüzde.’’
 
***
 
Yazının “yazarlar” üzerinden bayramlara ilgili son kısmı de “akide şekeri” gibiydi:
 
“Yarın tekrar bayram…

Gençliğimin, artık yalnızca raflarda kitapları kalmış yazı adamları; Hüseyin Cahitler, Falih Rıfkılar, Refik Halitler, Reşat Nuriler, Peyami Safalar, Sabahattin Eyüboğlular, Salah Birseller…

Nesir edebiyatı’ da bir ithal malıdır bizde; tıpkı tiyatro ile opera; Tanzimat’la birlikte yansıdı içeriye. Osmanlıda ‘nesir edebiyatı’ yoktu.
 
***
 
O yüzden de yazı adamlarının kâfi bir piyasası olamadı. Karizmalarının yelkenleri, ister istemez, siyaset rüzgarlarına muhtaç kaldı.

Ya egemenlerin rüzgarına uyacaklar ya muhalefete doğru yelken açacaklardı.
Genellikle birinciler ihya, ikinciler imha edildi.

Ve hep siyasal bir kutuplaşmada kümelendiler. Recaizade Mahmut Ekrem- Muallim Naci; Tevfik Fikret – Mehmet Akif; Nazım Hikmet – Necip Fazıl örneği…
 
***
 
Hazineden geçinenlerin ‘önemlileri’ dışında, üniversal bir ‘değerler’ kanadı gereğince yaratılamadı Türkiye’de…

Yazacaksa vatanı yazsın’ gerekçesiyle kimi tiyatro oyunları dahi baskına uğradı.

Bir de buna klasik ve karşılıklı ‘çürütmecilik’ eklenince… İnsanlığın kozmik bahçelerine tarihî katkılar yapamadık…

***
 
Yazı adamlarının ortak özellikleri dahi pek bilinmez bizde. Yazı adamları ya hiç konuşmazlar ya aşırı çok konuşurlar…

Hüseyin Cahit, Salah Birsel az konuşanlardandı; Falih Rıfkı, Nizamettin Nazif çok mu çok konuşanlardan…

Varlıklı olmak’la ‘var olmak’ arasındaki üniversal özellik ve nitelikler de pek girmedi bizim dünyamıza…

Makyajlı bir Ortaçağ oligarşisine çakılı kaldık. Hızlanan globalleşme, şu anda onu sallamada…
 
***

Yarın bayram…

Gelecek Kurban Bayramı’nda kim bilir neler ve neler konuşulup yazılacak?

Ve o vakte kadar daha kim bilir kimler doğacak, kimler kaybolacak…

Kim bilir kaç yüz bayram yaşadım şimdiye dek. ‘Dönülmez akşamın ufkuna’ yaklaştıkça, bir ömür içinde bütünleştiğimiz ve tanıştığımız değişik nesillerin üstünde, biraz da anısal bir gökkuşağı çiziyor bayramlar…”
 
***
 
Küreselleşme, “nimetleri” ve “külfetleri” eşit dağıtamadığı için duraklama devrine girdi.

Teknolojik değişim sosyal değişimin önüne geçince, globalleşme de tökezledi.

Makyajlı bir Ortaçağ oligarşisi” ne yeniden çakılı kaldık.

Varlıklı olmak” çıldırması ise tek gaye haline geldi… “Var olmak” şimdilik kündeye gelmiş gibi…
 
***

Bayramlar dediğimiz aslında ömür…

Teknolojik değişim, sosyal zorluklar, tahliller de aslında insanlığın evre evre yaşadığı maceralar…

2004 yılı bayramları… 2023 yılı bayramları… 

Yıllar geçiyor.

Herkese iyi bayramlar diliyorum.

* Bu yazı P24’ten alınmıştır

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.