DOLAR
45,2030
EURO
52,9606
ALTIN
6.639,41
BIST
14.383,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Mehmet Altan yazdı | Basın tarihi: “Neo-liberal politikalar” klişesi…

Gramsci’nin dediği eskisi ölmüş yenisi ise tam doğmamış. Dünya kaynıyor. Külfet ve nimet adaleti sağlanmadıkça da kaynamaya devam edecek

Mehmet Altan yazdı | Basın tarihi: “Neo-liberal politikalar” klişesi…
27.03.2024 15:20
24
A+
A-

Mehmet Altan*

Türkiye’de derin çalkantılarla geçen 2007 yılı, dünyada da globalleşme sürecinin şah damarına yaklaşmakta olan büyük bir krizin sarsıcı işaretlerini veriyordu.

2007’nin Şubat ayında işaretlerini vermeye başlayan konut (mortgage) krizi, Haziran’dan itibaren ivme kazandı.

Ağustos’ta kriz ağırlaştı.

Fransa ve AB’nin aktif bankalarından BNP Bank Paribas ve AXA, mortgage kredi fonlarını durdurdu.

IKB iflas etti, İngiltere’de  “Northern Rock”i bankalar mali krize girdi.

ABD’de gayrı menkul krizi gerçek iktisada de yansımaya başladı.

Chrysler ve kısa devirli kredilere bağımlı besin sürece sektörü bölümler bu durumdan olumsuz etkilendi.

* * *

Ama turpun büyüğü heybedeydi ve 2008 yılı dünyayı sarsacaktı.

Türk basını gelenin ve gelmekte olanın gereğince ayrımında görünmüyordu.

Aslında 2008 Krizi ile ilgili haber ve yorumları toparlamak başlı başına iyi bir çalışma olabilir diye düşündüm.

* * *

Küreselleşme, nimetini ve külfetini eşit dağıtmayıp da krizlerle boğuşmaya başlayınca, “neo-liberal” kavramı da gündeme yerleşti.

Türkiye’de bilhassa ulusalcı anlayışın gayesi oldu.

“Bilgi çağının” sermaye ve emeğin pozisyonlarını sarsmış olması, global yeni iktisat siyasetleri teşebbüslerine yol açması geçmişe tutunmak isteyenleri rahatsız etti.

* * *

“Bugünün dünya ekonomik tertibine biçim veren neoliberal yaklaşımlar, 1970’lerde ortaya çıkmaya başladı ve 1980’lerden itibaren yaygınlık kazandı.

Sovyet sisteminin dağılmaya başlamasıyla birlikte bu yaklaşım, iktisatçı John Williamson tarafından, 1989 yılında Washington Uzlaşısı (Washington Consensus) ismi altında 10 unsur altında toplandı ve bu prensipler o tarihten sonra neoliberal yaklaşımın 10 emiri haline geldi.

Giderek bağımsızlıklarını yitiren ve ABD Hazine Bakanlığı’nın güdümü altına giren IMF ve Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelerle program kredisi alakası kurduklarında bu çerçeveyi dayattı.”

* * *

“Washington Uzlaşısının on temel ilkesini şöylece sıralamak mümkün:

(1)  GSYH’ye oranla büyük sayılacak mali açıkları önleyecek bir maliye siyaseti izlenmeli.

(2) Kamu harcamaları, sübvansiyonlardan, ilköğretimin, temel sağlık sisteminin ve altyapı yatırımlarının desteklenmesi büyüme odaklı ve yoksulları muhafaza maksatlı alanlara kaydırılmalı.

(3) Vergi tabanının yaygınlaştırılmasını ve ölçülü marjinal vergi oranlarını sağlayacak bir vergi ıslahatı yapılmalı.

(4) Faiz oranları piyasada belirlenmeli ve gerçek faiz çok yüksek olmasa da pozitif bir değer taşımalı.

(5) Döviz kurları rekabetçi olmalı.

(6) Kota gibi niceliksel kısıtlamaların kaldırılmasını öngörecek biçimde ithalat özgürleştirilmeli, ticareti muhafazaya dönük kararlar düşük ve tekdüze tarifelere dayandırılmalı.

(7) Ülkeye yönelik direkt yabancı sermaye yatırımları özgürleştirilmeli.

(8) Kamu iktisadi teşebbüsleri özelleştirilmeli.

(9) Güvenlik, çevre müdafaa, tüketiciyi müdafaa ve finansal kuruluşların ihtiyat maksadıyla nezaretini hedefleyen kurallar dışında kalan ve piyasaya girişi ve rekabeti engelleyen kurallar kaldırılmalı.

(10) Mülkiyet hakları için yasal güvenlik sağlanmalı.”

* * *

Mahfi Eğilmez durumun iktisadi tahlilini şöyle yapıyordu:

“Washington Uzlaşısı adı altında toplanan on prensip, bilhassa gelişmekte olan ülke iktisatçıları tarafından ağır biçimde eleştiriliyor.

Oysa bu prensiplerin çoğu son derecede doğru unsurlar. Bu on unsur arasında sadece özelleştirme ve sübvansiyonların (özellikle tarıma yönelik olanlarının) kaldırılması teklifler tartışılabilir.

Ötekilerin tartışılır yanı yok.”

* * *

Piyasanın kurallarının odunsuz işlemesi, bireyin girişimciliğinin önünün açılması, beyinsel yaratıcılığın önündeki devletin ekonomik gücünün geri çekilmesi, yeni çağa uygun ayarlamalar yapılması hedefleniyordu.

Ancak insanlığın geniş bir kısmının bu yeni çağa ayak uydurması ve inovasyona açık bir rol oynaması hiç de kolay değildi.

Nitekim uyanlar kanatlandılar, uyamayan büyük kitleler yere çakıldı.

Otoriter rejimlerin, şarlatan siyasetin, faşizan ırkçı telaffuzların önü açıldı.

“Neo-liberal politikalar” klişesi de bu konjonktürde şeytanlaştırıldı.

* * *

Geçen gün de yazdığım Neo-Liberal politikalar piyasa iktisadının kurallarını içeriyor.

Bu siyasetleri eleştirenlerin piyasa ekonomisi dışında bir alternatif önerisi mi var, önce bunu netleştirmeleri gerekir.

Eğer var ise bu nedir ve nerede nasıl uygulanıyor?

Eğer bu türlü bir teklifleri yok ise o zaman tartışma iktisatla ilgili değil demektir.

Zaten anlamsız olan da ekonomi bilimini siyasal bir itiş kakışa materyal etme gayretkeşliği ve garipliği.

Bilim dışı hamasetle uğraşmak yerine bilgi çağının ortaya çıkardığı sosyo-ekonomik arızaların tedavisi, sosyal siyasetlerde ve siyasal yaklaşımlarda yapılacak düzeltmelerde aranmalı.

* * *

Sanayi Sonrası Dönem, oturacağı temeli inşa etmeden paldır küldür geliverdi.

Düşünün ki “dünya, Milattan (0 yılından) 2004 yılına kadar, yani 2004 yılda toplam 43 trilyon dolar GSYH yaratmış.

2019 yılının GSYH’si ise 86 trilyon dolar.

Bir öteki deyişle dünya 2004 yılda yarattığı GSYH büyüklüğünü son 15 yılda ikiye katlamış.”

* * *

Teknolojinin göz kamaştıran gelişimi, toplumsal yapının ağır aksak yol almasının çok önünde koştu.

Bilim ve teknoloji olarak çok ileri, toplumsal olarak ise bu gelişmelere oranla gerilerde kalmış bir insanlık resmi çıktı.

Ve bunun zahmeti, huzursuzluğu….

Siyasetin yetersizliği de bu resmi yoğunlaştırdı.

Küreselleşmenin nimetlerini ve külfetlerini eşit paylaşmayan bir çağ yaşamaya başladık.

* * *

Sanayi İhtilali devrindeki yürek burkan acılar, çerçevesi daha çağdaşlaşmış, karanlığı daha azalmış bir periyotta yeniden yaşanıyor.

Bilgi çağı, yerleşmiş kurumlarıyla, nimet-külfet istikrarıyla koşmaya başladığında sanayi ihtilalinden çok daha ileride kazanımlar getirecek.

Ancak o vakte kadar insanlar yanmasın…

* * *

Gramsci’nin dediği eskisi ölmüş yenisi ise tam doğmamış.

Dünya kaynıyor.

Külfet ve nimet adaleti sağlanmadıkça da kaynamaya devam edecek.

* * *

Dünya yeni bir çağın bütün altüst oluşunu, acıyla, kanla, diktatörlerle, savaşlarla yaşıyor.

Bizim basın ise yaşananların tahlilini yapmadığı yaşanan gerçeklerin birçoklarını yansıtmıyor bile.

Hem acı çekiyoruz hem de niçin acı çektiğimizi bilmiyoruz.


P24’ten alınmıştır.

 
ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.