Filistin’in devlet olarak tanınması on yıllardır derin görüş ayrılıkları olan bir husus. Pekala devlet olarak tanınma nedir? Norveç, İspanya ve İrlanda’nın son atılımları denklemi nasıl değiştiriyor?

Clare Roth | Değer Akal
Filistin’in bir devlet olup olmadığı konusunda genel bir mutabakat yok, akademisyenler, diplomatlar ve devletler arasında görüş ayrılıkları var.
Devletlerin kurulması ve tanınması ile ilgili iki teori mevcut. Birincisi açıklayıcı teori, ikincisi ise kurucu teoridir.
Açıklayıcı teoriyi savunanlara göre, Montevideo Sözleşmesi’nde beyan edilen devlet olma tarifine uyulduğu takdirde devlet olarak kabul edilebilinir.
Sözleşmede devletin oluşumunu sağlayan ögeler şöyle sıralanmıştır: Daimi bir nüfusa sahip olmak, tanımlanmış bir ülkenin bulunması, kendi hükümetine ve diğer devletlerle alakaya girme yetkinliğine sahip olunması.
Sözleşmede devletlerin siyasi varlığının diğer devletlerin tanınmasına bağlı olmadığı belirtilirken şu sözlere yer veriliyor:
“Bir devlet tanınmadan önce de bütünlüğünü ve bağımsızlığını savunma, korunmasını ve refahını sağlama ve dolasıyla uygun gördüğü şekilde örgütlenme, çıkarlarına göre yasa çıkarma, kamu hizmetlerini yönetme ve mahkemelerinin yargı yetkisini ve yeterliliğini belirleme hakkına sahiptir.”
Kurucu teori ise bir devletin fakat diğer devletler, dünyanın geri kalanın da bu yapıyı devlet olarak tanıması halinde devlet olarak nitelendirilebileceğini savunuyor, çağdaş devlet olmayı hem uluslararası hukuk hem de diplomasi ile ilintili olarak tanımlıyor.
Filistin’in durumu ne?
Akademisyenler Filistin’in bir devlet tarifine uyup uymadığı konusunda farklı görüşlere sahip. Kimi, Filistin’in bir devlet için gerekli koşullara sahip olduğunu, kimi de Montevideo Mukavelesi’nde belirtilen tarifin kurallarını karşılamadığını savunuyor.
Bazı uzmanlar ise Montevideo Mukavelesi’nin esas alınmasına karşı çıkıyor, Filistin topraklarının devlet statüsü kazanmak için en iyi yolun uluslararası tanınma olduğunu savunuyor.
Filistin devletini tanıyanların sayısı artıyor
Birleşmiş Milletler’in (BM) 193 üyesinden çoğunluğu, 140’ı aşkın devlet Filistin topraklarını devlet olarak tanıyor.
Dün Norveç, İspanya ve İrlanda’nın 28 Mayıs’ta Filistin’i resmen bağımsız bir devlet olarak tanıyacaklarını ilan etmeleriyle bu sayı daha da artacak.
Bir devletin Birleşmiş Milletler’e (BM) üye olabilmesi için BM Güvenlik Kurulu’nun 15 üyesinin en az dokuzunun bunu onaylaması gerekiyor. Ayrıyeten Konsey’in beş daimi üyelerinden biri bu talebi veto ettiğinde ilgili ülke BM’ye üye olamıyor. Daimi üyeler Çin, Fransa, Rusya, ABD ve İngiltere ve ABD son devirde bu yönde yapılan teşebbüsleri veto kullanarak engelledi.
Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında da ortak bir tavır yok. 27 üyeden dokuzu Filistin’i bir devlet olarak tanıyor. İspanya ve İrlanda’nın bu hafta ilan ettikleri tanıma kararıyla bu sayı 11’e çıkacak. Ayrıyeten Slovenya ve Malta’nın da kısa süre içinde Filistin devletini tanıma yönünde adım atacağı bildiriliyor.
Filistin’i devlet olarak tanıyan AB üyesi ülkelerin büyük kısmı Birliğe üye olmadan önce Filistin’i devlet olarak tanımış, eski Sovyetler Birliği ülkeleri. Birlik üyesi olup da Filistin’i devlet olarak tanımış tek üye ise İsveç.
Filistin Özerk İdaresi’nin BM’ye “üye olmayan gözlemci devlet” statüsü için yaptığı müracaat 2012 yılında kabul edildi. Bu sayede BM Genel Şura toplantılarına katılabiliyor, ayrıyeten New York’taki BM merkezinde ofis bulundurma hakkına sahip.
Ayrıca bu ay BM Genel Konseyi’nde Filistinlilere geniş haklar tanıyan bir karar kabul edildi. Tam üyeliğin önünde tek pürüz kaldı: Oy verme hakkı.
Bu ortada 2012’de BM’de verilen statü ile birlikte Filistin’e ayrıyeten 2015’te Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) üyelik de verilmişti.
Tanınma nasıl bir fark yaratıyor?
Her devletin BM üyesi olması gerekmiyor. Örneğin İsviçre 2002 yılına kadar üye değildi, Lichtenstein da 1990, San Marino ise 1992 yılına kadar üye olmadı. Buna rağmen her üçü de uluslararası alanda devlet olarak tanındı.
Filistin’in BM’de gözlemci devlet statüsü olmasına karşın Genel Şura oylamalarına katılamıyor. Örneğin, ne İsrail-Hamas ihtilafı ile ilgili ateşkes davetinin yapıldığı, ne de insani ateşkes ilan edilmesi davetinin yer aldığı karar oylamalarında oy kullanamadı.
Almanya’nın son gelişmelerdeki pozisyonu ne?
Almanya tıpkı ABD ve pek çok AB üyesi ülke gibi Filistin’i devlet olarak tanımıyor. Berlin yıllardır durumunu şu sözlerle açıklayor: “Taraflar arasında müzakere edilen iki devletli tahlilin bir kesimi olarak gelecekte bir Filistin devletinin kurulmasının destekliyoruz.”
İspanya, Norveç ve İrlanda’nın tanıma kararı üzerine açıklama yapan Almanya Dışişleri Bakanlığı pozisyonunu yineledi ve bu etapta Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımayacaklarını duyurdu.
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da sembolik adımlar yerine Ortadoğu ihtilafını çözecek somut adımlara, siyasi tahlile odaklanılması gerektiğini savundu.
Bağımsız bir Filistin devletinin hem Almanya’nın hem de Avrupa’nın amaçları arasında yer aldığına vurgu yapan Baerbock, “Basit bir tanıma, şimdi barışı tesis ediyor olsaydı, o zaman kanımca dünyada kimse, hiç bir siyasetçi tereddüt etmezdi” dedi.
Filistin Özerk İdaresi’nin Berlin Büyükelçisi Laith Arafeh ise Çarşamba günü Alman Hükümeti’ne tanıma kararı alan diğer Avrupa ülkelerini örnek alma daveti yaptı.
Arafeh, “Almanya’nın, bölgede barış için taşıdığı özel sorumluluk ve iki devletli tahlil konusundaki angajmanı sebebiyle, aynı bir adım atmasını Filistin’i gerektiği, yani bağımsızlığının tanınmasını bekleyen bir devlet, özgürlüğü için bekleyen bir halk olarak tanımasını umuyoruz” dedi.
Ancak Alman hükümeti şimdi buna yanaşmıyor. Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit dün yaptığı açıklamada tanıma yönünde lakin İsrail ile Filistin arasında iki devletli tahlil müzakerelerinin sonuçlanması durumunda adım atılacağını duyurdu.
Türkiye’nin tavrı hem Filistin hem Hamas konusunda farklı
Türkiye, 14 Mayıs 1948’de ilan edilen İsrail Devleti’ni 28 Mart 1949 tarihinde tanıdı, İsrail nezdindeki ilk diplomatik temsilciliğini de 7 Ocak 1950’de resmen açtı.
1975 yılından itibaren Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile resmi ilişkileri bulunan Türkiye, 15 Kasım 1988 tarihinde ilan edilen “Filistin devletini” de aynı gün tanıyan ülkeler arasında yer aldı. 2005 yılından beri de Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu’na büyükelçi unvanlı başkonsolos atanıyor ve Kudüs Başkonsolosu’nun “Filistin nezdinde Türkiye Büyükelçisi” olarak görev yaptığı belirtiliyor.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde “Türkiye-Filistin Siyasi İlişkileri” başlıklı kısımda, Ankara’nın Ortadoğu’daki ihtilafa ilişkin pozisyon şu sözlerle aktarılıyor:
“Türkiye, Filistin-İsrail ihtilafına iki devletli tahlile yönelik yerleşik BM parametreleri temelinde ve müzakereler yoluyla adil, kapsamlı ve kalıcı bir tahlil getirilmesini, bu çerçevede 1967 hudutları temelinde başşehri Doğu Kudüs olan, coğrafik bütünlüğe sahip, bağımsız ve hükümran Filistin Devleti’nin kurulmasına yönelik eforları desteklemektedir.”
Batılı ülkeler tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Hamas konusunda da Türkiye’nin tavrı farklı.
Batı’ya göre terör örgütü lideri, Türkiye’ye göre Gazze’nin “başbakanı”
1980’lerin sonunda, Müslüman Kardeşler’in Filistin kolunun bir uzantısı olarak kurulan Hamas, 2006 yılındaki seçimlerde rakibi El Fetih’i mağlup ettikten sonra Gazze Şeridi’nin idaresini ele geçirmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uzun yıllardır Hamas ile yakın bağlantılara sahip, onları bölgedeki legal aktörlerden biri olarak görüyor.
Erdoğan’ın 2006 yılında Hamas önderlerinden Halit Meşal’ı Ankara’da ağırlaması büyük yankı bulmuştu. O günden itibaren de ilişkileri gelişerek derinleşti. Hamas üyelerinin bilhassa ticari faaliyetlerini Türkiye’de, İstanbul’da yürüttüğü belirtiliyor.
Erdoğan’ın Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak, 7 Ekim sabahında İsrail’i hedef alan, çoğunluğu sivil yüzlerce insanın vefatına yol açan, bayanları, çocukları rehin alan Hamas’a yaptığı açıklamayla sahip çıkması, saldırıyı kınamaması, terör eylemi olarak tanımlamaması, uluslararası toplumda şaşkınlık ve tepki yarattı.
Hatta Erdoğan, tekraren “Hamas bir terör örgütü değil, topraklarını koruyan bir mücahit grubudur” açıklamasını yineledi, Hamas’ı bir direniş örgütü olarak tanımladı.
ABD ve AB ise radikal İslamcı Hamas’ı terör örgütü olarak sınıflandırıyor. Türkiye ise terör örgütünün beş önde gelen önderlerinden biri olan İsmail Haniye’yi “Gazze Başbakanı” olarak görüyor.
Ticaret Bakanlığı’nın sayfasında yer alan, Aralık 2020 tarihini taşıyan “Filistin’in Genel Ekonomik Durumu ve Türkiye ile Ekonomik-Ticari İlişkileri” başlıklı raporda, “Gazze Hükümetinin Başbakanı İsmail Haniye” sözleri yer alıyor.
Almanya faaliyetlerini yasakladı
Alman hükümeti ise son aylardaAB’nin terör örgütü olarak tanıdığı Hamas’a karşı tavrını daha da sertleştirdi.
Hamas ve Samidoun isimli Filistinli Esirlerle Dayanışma Ağı’nın faaliyetleri yasaklandı, ayrıyeten Samidoun Ağı da feshedildi. Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser yasaklama kararını duyururken “Hamas, İsrail devletini yok etmeyi hedefleyen bir terör örgütüdür” tarifini yaptı. Artık Almanya’da Hamas için faaliyet gösteren suç işlemiş olacak.