Erdal Tekin’e göre Almanya’daki yükselen ırkçılık yalnızca Saksonya-Anhalt eyaletinde zafer ilan eden AfD ile sınırlı değil. AfD’nin fikirlerinin toplumda normalleşmesini tehlikeli bulan Tekin, AfD’nin güçlenmesinde diğer partilerin sorunlar karşısında çözümsüz kalışının da etkili olduğu görüşünde.
Almanya’da 2008 ekonomik krizi, göç dalgası, Ukrayna’daki gelişmeler ve hükümetlerin sorunları çözmekte yetersiz kalması gibi etkenlerden beslenerek güçlenen aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin kamuoyu araştırmalarında yüzde 29 oy oranına ulaşarak Hristiyan Birlik Partilerini geride bıraktı. Bu yükseliş, ülkenin kurumsallaşmış demokrasi modelini ve geleceğini ciddi bir tehditle karşı karşıya bırakırken partinin söylemleri de toplum genelinde giderek normalleşiyor. AfD, doğrudan ırk unsuruna ve etnik Alman kimliğine yaptığı vurgularla 20 milyona ulaşan göçmen nüfusu hedef alırken anayasanın değiştirilemez sosyal devlet ilkesini kaldırmayı, Rusya ile ilişkileri düzeltmeyi ve Avrupa Birliği’nin mevcut güvenlik politikalarını dönüştürmeyi vaat ediyor.
Almanya’daki seçim sürecini ve AfD’nin yükselişini Siyaset Bilimci Erdal Tekin ile konuştuk.
“AfD ideolojik olarak aşırı sağcı bir parti”
AfD’nin Saksonya-Anhalt eyaletinde elde ettiği başarının ülke geneline yayılacağını söyleyen Tekin, parti seçmeninin aşırı sağcı olup olmamasının mühim olduğuna dikkat çekti. Tekin’e göre asıl tehlike AfD’nin fikirlerinin toplumda normalleşmesi:
“Almanya siyasal sistem olarak federatif bir yapıya sahip. Bu yapıyı eyaletler çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Eyaletlerde ne kadar güçlü olursa bir siyasi parti bu bir sonraki seçime yansır. Merz’in şu anda gördüğü tablo karşısında endişeye kapılmasını normal karşılamak gerekir. Almanya’da eyaletler düzeyindeki seçimlerden çıkacak sonuç merkezi hükümeti çok yakından etkileyebilecek sonuçlara sahip. Almanya’nın nereye gittiğini konuşuyoruz. Kurumsallaşmış demokrasisi, hukuk sistemi topluma örnek teşkil etmiş Almanya nereye gidiyor? Bir süre önce yapılan Saksonya-Anhalt’taki seçim eyalet kırsal karakterli ve buna rağmen yüksek oranda bir işsizlik var. Bu eyalet, 5.2 trilyon dolarlık gayrisafi milli hasılaya sahip Almanya’da kişi başına düşen milli gelirin en düşük seviyede olduğu eyalet. Bir tarafta yoksulluk ve işsizlik var. Bir de kırsal karakterin beraberinde getirdiği olumsuz şartlar da var. Bunların hepsi birbirini tamamlıyor. Uluslararası çerçevede bunun Almanya’ya olan ekonomik sonuçlarına da bakınca ortaya çıkan tabloyu görüyoruz. AfD ideolojik olarak aşırı sağcı bir parti. Bu çerçevede tartışılması gereken hiçbir konu yok. Ancak tartışılması gereken seçmenin tamamının AfD gibi aşırı sağda olup olmaması. Bu parti aşırı sağcı ancak seçmen kitlesi aşırı sağcı değil. Oy veren kesimin aşırı sağ düşünce yapısına sahip olmadığını söylemiş olmama rağmen AfD’nin fikirlerinin bu toplumda normalleşmesi aslında asıl tehlike. Almanya’da konuşulması gereken asıl konu bu. AfD, Saksonya-Anhalt’ta nasıl oldu da toplumun genelinde normalleşti? Bunu irdelemek gerekiyor. Almanya’da aşırı sağın kökeni 2008’e dayanıyor. Avrupa coğrafyasında ekonomik kriz yaşandı 2008’de. Bu durum Almanya’yı kısmen etkilese de çok fazla ülkeyi derinden etkiledi. Bu çerçevenin ardından 2010-2011’de Arap Baharı ile birlikte coğrafyaya kontrolsüz göç başladı. 2014’te Ukrayna’da Maydan darbesi ve İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasını siyasi laboratuvarında inceleyen ve bundan beslenen AfD karşımıza çıktı. Merkezi hükümetlerin ülkedeki sorunlara yönelik çözüm sunamamaları, var olan sorunları yönetebilme kabiliyetinden uzaklaşmaları da AfD gibi aşırı sağcı bir partinin güçlenmesinin temelini oluşturdu.”
“AfD’nin Almanya genelindeki oy oranı yüzde 29”
AfD’nin Almanya’da iktidar adayı haline geldiğini belirten Tekin, partinin ırkçı çıkışları olduğu görüşünde. Tekin, Almanya’daki Türklerin tamamen AfD’yi desteklediğine dair bir verinin somut olmadığını söyledi:
“Bu sağ parti bugün Almanya’da iktidar adayı. Kamu yayıncısı Ard ‘Bu Pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?’ sorusunu sorarak bir anket yayınladı ve sonuçlarını açıkladı. Yüzde 29 oranında AfD çıktı. Bu sonucun eyaletler düzeyine de etkisi olacaktır. Yüzde 25 Hristiyan Birlik Partileri iken AfD’nin oy oranı yüzde 29. Programlarına bakınca birçok başlığı görebiliyorsunuz. Ekonomiden siyasete, sığınmacılardan kültür alanına, ailenin güçlendirilmesine kadar birçok başlık var. Bu programların yanı sıra mutlaka bir etnik kimlik, Alman kimliği unsurunu net bir şekilde ifade ediyorlar. AfD, parti programında etnik kimlik üzerinden vurgu yapıyor. Bir kimlik olgusunun ötesinde bir Alman kimliğine vurgu yapıyorlar. O ırka sahip olmayan 83 milyon nüfuslu Almanya’da 95 yıl öncenin Nazi Almanya’sında vurgulanan bir şeydi. Etnik kimliğin ötesinde ırk unsurundan bahsediliyor. Almanların dışındaki 20 milyona ulaşan göçmenin ülke için potansiyel bir tehdit olarak ifade ediliyor. Merz iki gün önceki konuşmasında ‘Geçmişten günümüze göçmenlerin sağladığı katma değer var’ dedi. AfD’ye dönerek ‘İktidara geldiğinizde göçmen toplumu gönderdiğinizde ülkenizde çalışacak kişiyi bulamayacaksınız’ gibi bir ifade de kullandı. Almanya’da bugün hala etnik kimliğin de ötesinde yalnızca ırk üzerinden söylemler geliştirmek Nazi dönemi sürece götürür. Bu Alman demokrasisinin sahip olduğu değerler açısından tehdit demektir. Öte yandan elimizde Türklerin AfD’ye bakış açısına dair bir unsur yok. Almanya heterojen bir toplum ancak oradaki Türklerin ideolojik olarak aşırı sağcı bir partiye eğilimli olacakları kanaatinde değilim. Ancak bu Alman kamuoyunda konuşuluyor. AfD’ye Türklerin de oy verdiği söyleniyor.”
“Almanya çok ciddi sorunlarla karşı karşıya”
Almanya’daki tüm siyasi partilerde ırkçı söylemlerin olduğunu söyleyen Tekin; AfD’nin, anayasadan Almanya’nın sosyal devlet yapısını ortadan kaldıracağını ifade ettiğini aktardı. Tekin’e göre AfD karşısındaki hiçbir partinin sorunlara reçete sunamaması da partinin AfD’nin yükselişinde etkini olan en önemli unsurlardan:
“Almanya’daki tüm siyasi partileri göz önünde bulundurduğumuzda ırkçılığın olduğunu ifade edebiliriz. Bunu Hristiyan Birlik Partisi yani SDU ya da diğer partiler olarak ayırt edemeyiz. Bu ırkçı yaklaşımı ve düşünce yapısını sadece toplumun içinde değil siyaset kurumunda da görebiliriz. Kurumsallaşmış bir ırkçılıktan da bahsedilebilir. Bu Almanya’nın geleceği açısından ciddi bir sorun. Almanya son yıllarda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Rusya-Ukrayna savaşından sonra bundan Avrupa coğrafyasında en çok etkilenen ülke olan Almanya, ciddi sorunlarla baş etmeye çalışıyor. Ekonomik olarak bu sorunların olumsuz yansımaları var. 1930’lu yıllarda da Alman toplumu aynı manzarayla karşı karşıyaydı. Bu çerçevede siyasal söylemler birbiriyle çok yakın. O zamanın Batılı sınıfı kendi Frankestrein’ını yaratmıştı. Almanya bir tehditle karşı karşıya ve bunu ciddiye almak gerekiyor. Rusya-Ukrayna savaşının bitmesini istiyorlar ve Avrupa Birliği dahil bu savaşa yönelik alınan kararların doğru olmadığını ifade ediyorlar. Rusya ile görüşmeye başlayacaklarını da ifade ediyorlar ancak savaşan devlet yapısını ortadan kaldırmak için gerekli politikaları hayata geçireceğini söyleyen AfD, anayasanın değiştirilemez maddelerinden biri olan sosyal devlet yapısını ortadan kaldıracağını ifade ediyor. Bu da çok önemli bir husus. Bu sadece Almanya’da yaşayan Türklerin değil Almanya toplumunun da endişelenmesini gerektiriyor. Siyaset toplumun endişelerini ortadan kaldırabilmek için vardır. Maalesef Almanya siyasetini esir almış AfD’ye karşı hükümet ve diğer siyasi partilerin bir politik reçete sunamamaları ve yalnızca AfD’nin belirlediği söylem ve gündemin peşinde gidip kendi siyasetlerine dönmemeleri de AfD’yi güçlendirdi. Almanya’nın 2027 bütçesi Federal Meclis’te görülmeye başlandı. Savunma sanayisine ayırdıkları para 141 milyar Euro. Almanya, 141 milyar Euro’nun yanına 23 milyar Euro da opsiyon koydurdu. Avrupa kiminle savaşacak? Transatlantik bir düşman yarattılar. Ancak Rusya bir Avrupa ülkesi zaten. Rusya’nın güvenliği Avrupa’nın, Avrupa’nın güvenliği de Rusya’nın güvenliği. Rusya nasıl olur da Avrupa’yı karşına alabilir? Avrupa, tahıl ihtiyacı başta olmak üzere tüm ihtiyaçlarını Rusya’dan karşılarken nasıl Rusya’ya karşı savaşabilir? 1950’li yıllardan sonra barışçıl bir düşüncenin ürünü olarak ortaya çıkan Avrupa Birliği, nasıl oluyor da hümanist düşünceden kendini sıyırıp savaş politikasına dönebiliyor? Avrupa halklarının bunu sorgulaması gerekiyor. Konuşmamız gereken AfD’nin siyasal ideolojisinin toplumda normalleşmesi kadar Avrupa’da yaşanan değişim de.”