Zühtü Arslan, “Bireysel Müracaat Kararlarının Tesirli Şekilde Uygulanması” bahisli projenin toplantısında konuştu

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, “Yorum farklılığı demokratik hukuk devletleri için bir zenginliktir, demokratik hukuk devletlerinde buna yer vardır. ama bir şeye yer yoktur; yorum kakofonisine yer yoktur. Yorum kakofonisi, yorum karmaşası demokratik hukuk devletlerinin kabul edebileceği bir şey değildir zira ortaya çıktığında farklı şahıslara farklı hukukun uygulanması bir sıkıntıyla karşı karşıya kalırız.” dedi. Arslan, kişisel müracaatın, 100 yıllık Cumhuriyet’in en çok önemli kazanımlarından biri olduğunu ifade etti.
AYM Başkanı Zühtü Arslan, bugün İzmir’de “Bireysel Müracaat Kararlarının Tesirli Şekilde Uygulanması” bahisli proje kapsamında 6. Bölge Toplantısı’nda katıldı. Burada açıklama yapan Arslan, şunları dile getirdi:
“Anayasa Mahkemesi Atatürk’ün gösterdiği benzeri kimsesizlerin kimsesi olma yolunda çok çok önemli sorumluluklar icra etmektedir”
“Hukuk devleti Cumhuriyet’in temelidir. Hukuk devleti, Cumhuriyet’in diğer nitelikleri olan insan hakları, demokrasi, sosyal devlet, laiklik niteliklerin de temel niteliğidir. Bu nedenle AYM gerek norm kontrolünde gerekse ferdî müracaatta ölçü norm olarak en fazla Anayasa’nın 2. unsurunu, 2. hususta de en fazla hukuk devletini kullanmaktadır. Cumhuriyet’in ve benzer vakitte anayasal kimliğin banisi olan Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetle ilgili çok farklı tanımlar yapmıştır. Bunlardan ferdi başvuruyu en yakından ilgilendiren sözü, ‘Cumhuriyet özellikle kimsesizlerin kimsesidir’ kelamıdır. Kimsesizlerin kimsesi olma görevi ve sorumluluğu en fazla yargıya düşmektedir. Ferdî müracaatın kabul edildiği 2010 yılından, uygulamaya geçtiği 2012 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Atatürk’ün gösterdiği kimsesizlerin kimsesi olma yolunda çok çok önemli sorumluluklar icra etmektedir. Baktığımızda ferdî müracaatta Türkiye’ninher kısmından herkes bir şekilde temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği teziyle AYM’ye gelebilmektedir.
“Bireysel müracaat ile yalnızca AYM değil tüm hukuk sistemi bir dönüşüm yaşamıştır Türkiye’de”
AYM, ferdî müracaattaki kararları verirken temel anayasal sorunları de ele almakta, bahse ilişkin prensipleri, standartları belirlemekte. Bundan Ötürü yalnızca müracaatçının ferdî ziyanını gidermekle yetinmemektedir. Kişisel müracaatın Türkiye’deki temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve koruna standartlarının yükseltilmesi için getirildiği açıkça anayasa koyucunun ifadesinde karşımıza çıkmaktadır. Kişisel müracaat ile yalnızca AYM değil tüm hukuk sistemi bir dönüşüm yaşamıştır Türkiye’de. Bu manada ferdî müracaatın devrimci bir özelliği vardır, hukuk sisteminde hatta bir ihtilal yaratmıştır. Hukukun anayasallaşması olarak ifade edilen bir süreç başlamıştır ve bu süreç çok çok önemli bir noktaya ulaşmıştır bugün itibarıyla. Her alanda anayasa artık çok daha fazla kullanılan bir üst norm haline gelmiştir, bu hem doktrinde böyledir hem de yargı kararlarında böyledir. Bu beraberinde anayasa kararlarının yeknesak bir şekilde yorumlanması zorunluluğunu getirmiştir. Zira mahkemeler, Anayasa’nın 138. unsuru uyarınca anayasaya uygun karar vermek durumunda olan kurumlardır.
“Demokratik hukuk devletlerinde yorum kakofonisine yer yoktur”
Bireysel müracaat şimdi 11 yılını yeni tamamladı, 11 yıllık bir süre böylesine radikal bir kurumun, hukuk sistemini kökten etkileyen bir kurumun bir anda yerleşmesi bakımından kâfi bir süre değildir. Objektif etkiyi biz ferdi müracaatın amaçladığı bağlamında tartışmak durumundayız. Nedir o emel; ihlallerin önlenmesi, yeni ihlallerin engellenmesi ve ihlalin kaynağının kurutulmasıdır. Ferdî müracaatın amaçladığı tek tek herkesin temel hak ve özgürlüklerle ilgili hak ihlali savlarını ele alıp tahlil bulmak değildir olamaz da. Ferdi müracaatın amaçladığı hukuk sistemini, sistemini, yargının işleyişini hak ihlali üretmeyecek bir noktaya getirmektir. Bu da lakin objektif tesirle mümkündür.
“Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına adım attığımız şu günlerde…”
AYM kişisel müracaat yoluyla bugün itibarıyla baktığımızdaher hak grubuyla, anayasal hakla ilgili temel unsur ve asılları belirlemiştir. Özellikle ferdî müracaatın ferdî pozisyonuyla ilgili olmayan, bundan bağımsız olarak AYM’nin yapısal sorun tespit ettiği alanlarda artık AYM’den yeni bir ihlal kararı beklemeden kamu gücü kullanan organların burada belirlenen prensipleri ve temelleri dikkate alarak karar vermesi gerekir. Aksi takdirde biz anayasa koyucunun iradesine de aykırı davranmış oluruz. Anayasa koyucu irade, 2010 yılında ferdî başvuruyu getirirken tek tek her bir vatandaşın ferdî müracaatta hak ihlalini AYM çözsün diye getirmedi. AYM verdiği kararlarla ihlal üreten sebepleri ortadan kaldırsın diye getirdi. Objektif tesir konusunda AYM’nin verdiği kararlardaki unsur ve temellerin dikkate alınması konusunda çok daha hassas olmamız gerekiyor. Bu hepimizin ortak sorumluluğu, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına adım attığımız şu günlerde ferdi başvuruyu tesirli şekilde uygulama, hayata geçirme yalnızca AYM’nin görevi değildir. AYM ile birlikte tüm anayasal kurumların ve kuruluşların misyonudur. Kişisel müracaat, 100 yıllık Cumhuriyet’in en çok önemli kazanımlarından biridir. Bu kazanımı korumak, geliştirmek, yeni yüzyıllara bu kurumu tesirli, verimli bir hak arama yolu olarak taşımak hepimizin vazifesidir. AYM bu sorumluluğunu yerine getirmek için canla başla çalışıyor.” (ANKA)