DOLAR
44,8650
EURO
52,9536
ALTIN
6.903,16
BIST
14.251,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan: AYM kararının uygulanmaması, hukuk sistemimizin varlığını ve bütünlüğünü temelden sarsan ağır ihlallerdir!

“Yargının Araçsallaştırılması Güncel Sorunlar II” sempozyumu İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlendi

Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan: AYM kararının uygulanmaması, hukuk sistemimizin varlığını ve bütünlüğünü temelden sarsan ağır ihlallerdir!
27.02.2026 17:20
7
A+
A-

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı süreç için hazırlanan ortak rapora da giren Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla ilgili önemli uyarılarda bulundu. “Kararların uygulanmamasının hukuk sisteminin varlığını ve bütünlüğünü temelden sarsan ağır ihlaller” olduğunu söyleyen Sağkan, hukuka aykırı uygulamaların yeni normale dönüştüğünü söyledi. Sağkan, “Eğer yargı siyasal amaçların aracı haline gelirse kurumların çürümesi kaçınılmaz olup bu durumun telafisi ise imkansızdır. Bugün birisi için işletilen keyfilik yarın herkesi içerisine alabilecek bir belirsizlik rejimine dönüşür. Çünkü araçsallaştırılmış yargı hukuku değil gücü takip eder. Güç ise sabit değildir” diye uyardı. İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da anayasanın değiştirilmez hükümlerinin içinin boşaltıldığını belirterek, ”Bugün tanık olduğumuz özellikle anayasa kirletme, hukukun kirletilmesi ve sözde anayasa tuzağı bu üçlü füzyon sürecinde sürdürülmektedir” eleştirisi getirdi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Yargının Araçsallaştırılması Güncel Sorunlar II” başlıklı sempozyumda konuştu.

Toplantının İstanbul’da yapılmasının önemine değinen Kaboğlu, “İlkinden sonra üç ay geçti. İkincisi ile birincisi arasındaki dönemde ihlaller ağırlaştı. İstanbul Barosu ile birlikte yapılması, adaletsizliklerin merkezi haline gelmiş olan İstanbul açısından çok önemlidir. İstanbul Barosu sırf hukuk hakkını istediği için yargılandı, yargılanmaya devam ediyor” dedi.

“2017 anayasa değişiklikleri siyasal iktidarın el değiştirmesini zorlaştırıcı bir kurgudur”

2017’deki anayasa değişikliklerine değinen Kaboğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

2017’de, tarihimizde ilk kez devlet başkanlığı ve hükümet yetkilerinin bir kişide toplandığı ve o kişinin anayasaya rağmen parti genel başkanı olduğu bir dönem başladı. Bu, Cumhuriyet anayasacılığının sonunu getirmiştir. Yalnızca parlamenter rejimin kaldırılması değil, anayasal denge ve denetim düzeneklerinin yanı sıra siyasal sorumluluk kuralının da tümüyle kaldırılmasına tanıklık etmekteyiz. Bu nedenle 2017 değişiklikleri aslında özet olarak siyasal iktidarın el değiştirmesini zorlaştırıcı veya engelleyici bir kurgudur.

Kaboğlu, yerel yönetimlere ve meslek kuruluşlarına yönelik müdahalelerin de son bir yılda yaygınlaştığına dikkat çekti.

Özellikle 31 Mart 2024 sonuçlarından itibaren hukuk tamamen bir savaş aracı haline getirilmek istenmiştir” diyen Kaboğlu şunları kaydetti:

Cumhuriyetin ilk çeyreğinde tek parti Türkiye Cumhuriyeti’ni çok partili siyasal hayata geçirmiştir. Ama Cumhuriyetin son çeyreğinde çok partili dönemde birinci parti konumunda olan parti ise iktidarı bırakmamak için 2015’te 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını kabul etmeyerek seçimlerin yenilenmesine Anayasa’ya rağmen karar vermiş ve o nedenle sözlerimin başında belirttiğim gibi son 10 yılda bütün kazanımlarla bir tür hesaplaşılarak, tarihsel sürecin aslında anayasa biliminin gerekleri doğrultusunda oluşan yasama, yürütme, yargı, iktidarın paylaşılması, denge ve denetim düzenekleri, siyasal sorumluluk gibi kavramlar yerine bir tür ya hep ya hiç yaklaşımıyla anayasal kurgu ve bunun uygulanması planlanmıştır. İşte yaşanan süreç üç füzyon yoluyla sürekli kurulabilirdi. Birincisi kişi, parti ve devlet füzyonu yani birleşmesi. Buna tanık olmaktayız.

“Anayasa’mızın değiştirilmez hükümlerinin büyük ölçüde içeriği boşaltılmıştır”

Bu füzyonun siyasal egemenliğin nasıl gasp edildiğini ortaya koyduğunu belirten Kaboğlu, ikinci füzyonun din ve devlet füzyonu olduğunu, ”Bunu büyük ölçüde 2003-2013 arasında bir tarikatla yapılan fiili koalisyon sırasında gördük. Daha sonra kur korumalı mevduat yoluyla gördük. Ve bunlarla da yetinilmeksizin Milli Eğitim Bakanlığı’nın ÇEDES’ten Ramazan genelgesine kadar sürekli öğrenciler üzerinde çalıştığı endoktrin faaliyetiyle görmekteyiz” sözleriyle dile getirdi. Din ve devlet füzyon süreci devam ederken üçüncü füzyonun devlet ve toplum füzyonu olduğunu söyledi.

Kaboğlu, anayasanın değiştirilmez hükümlerinin içinin boşaltıldığını belirterek, ”Bugün tanık olduğumuz özellikle anayasa kirletme, hukukun kirletilmesi ve sözde anayasa tuzağı bu üçlü füzyon sürecinde sürdürülmektedir.” sözleriyle ifade etti.

“Görevden alma ve atama işlemi bile tümüyle Anayasa dışıdır”

‘Darbe Anayasası, sivil anayasa’ söyleminin Türkiye gerçekliğini yansıttığını söyleyen Kaboğlu, ”Öyle ki mesela son olarak atanan, görevden alınan iki bakanda olduğu gibi af talep etti ve talepleri kabul edildi. Bu görevden alma ve atama işlemi bile tümüyle Anayasa dışıdır. Fiili durumdur. Keyfi dediğim alan budur. Dolayısıyla şeklen de aykırıdır. Kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisinin kullanılmasıdır. Bu liste uzatılabilir ama en çok yapılan hata, kirletme sürecinde düşman hukuku, yandaş hukuku. Düşman elini kaldırmış olan askere karşı taraf ateş etmez. Ama siz herhangi bir biçimde bir suç kuşkusu olsa da davet edeceğiniz, ettiğiniz sırada mahkemeye gelecek kişinin eğer tanklarla, jandarmayla, polisle evini basarsanız o zaman düşmanın bile yapmadığı bir sürece girersiniz” diyerek Alican Uludağ örneğini verdi.

“Bugün mesele hukukun teknik bir arızası değil, varlık sebebine dönük bir müdahale”

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan da konuşmasında yargının siyasi iktidarların elinde bir “baskı ve gözdağı aracına” dönüştürülmesine karşı tarihi bir sorumlulukla itiraz ettiklerini vurguladı. Sağkan, şöyle konuştu:

Bugün karşımızdaki mesele hukukun teknik bir arızası değil, bizzat varlık sebebine dönük bir müdahaledir. Yargının araçsallaştırılması ifadesi kimi zaman sert ve politik bulunuyor. Siyasi görünmesinin sebebi maalesef ülkemizde her dönem hukukun ve yargının siyasetin bir aracı haline getirilme çabasıdır. Türkiye Barolar Birliği olarak tüm çabamız yargıyı ve hukuku tam da bu açmazdan çıkarmak içindir. Yargının araçsallaştırılması başlığını bu açmazı ifade etmek için kullanıyoruz.

“Adli kontrol ile serbest bırakılmanıza sevinir hale gelirsiniz”

”Yeni normal”e dönüşen hukuka aykırı uygulamalardan bahseden Sağkan, “Bir kişinin özgürlük ve güvenlik hakkı hukuka aykırı uygulamalarla ihlal edilirken eleştirel düşüncenin sesinin kısılması bakımından kamuoyunun daha büyük bir kesimine korku verilmesidir. Sonuç, soruşturma tehdidi… Ne için gözaltına alındığınızı bile anlamadığınız bir soruşturma sürecinde adli kontrol ile serbest bırakılmanıza sevinir hale gelirsiniz. Oysa adli kontrol uygulaması da aynı tutukluluk uygulamasında olduğu gibi birçok temel hak ve özgürlüğünüzü, başta seyahat özgürlüğü olmak üzere, ihlal eden uygulamalardır.” sözleriyle düşüncelerini ifade etti.

“Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmaması, hukuk sistemimizin varlığını ve bütünlüğünü temelden sarsan ağır ihlallerdir”

Uluslararası hukuk nezdindeki ihlallere dikkat çeken Sağkan, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verdiği ihlal kararlarına uyulmaması nedeniyle ihlal prosedürünü de başlatmış bulunmaktadır. Yüksek Mahkeme kararlarının uygulanmaması veya tartışmalı biçimde etkisiz bırakılması yargının araçsallaştırılması başlığının en somut göstergelerindendir. Anayasanın 90. ve 153. maddesine rağmen Anayasa Mahkemesi kararının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, bu kararların yok sayılması; bireylerin hak ve özgürlüklerine olduğu kadar hukuk sistemimizin varlığını ve bütünlüğünü temelden sarsan ağır ihlallerdir” dedi.

Sağkan, “Eğer yargı siyasal amaçların aracı haline gelirse kurumların çürümesi kaçınılmaz olup bu durumun telafisi ise imkansızdır. Bugün birisi için işletilen keyfilik yarın herkesi içerisine alabilecek bir belirsizlik rejimine dönüşür. Çünkü araçsallaştırılmış yargı hukuku değil gücü takip eder. Güç ise sabit değildir” diye konuştu.

“Bu şehrin seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı yaklaşık bir senedir makamından uzakta”

Ekrem İmamoğlu‘nun tutukluluğuna dikkat çeken Sağkan, şunları kaydetti:

Bu şehrin seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı yaklaşık bir senedir makamından uzakta, tutuklu bir şekilde Silivri’de. Hep ifade ediyoruz, bir hukuk devletinde kimse layüsel olmadığı gibi hukukun üstünde de değildir. Ancak soruşturma aşamasındaki tüm hukuka aykırı uygulamaların dışında, iddianamenin düzenlendiği ve dosyadaki gizliliğin kalktığı bu süreçte artık cevaplanması gereken bazı sorular bulunuyor. Yaklaşık bir senedir devam eden tutukluluk sürecinin bu dosyaya nasıl bir faydası dokunmuştur? Kaçma şüphesine ya da delillerin karartılması ihtimaline dair somut olgular nelerdir? Hangi delillerin karartılması engellenmiştir? Kovuşturma aşamasında devam eden tutukluluğun yargılamaya ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına nasıl bir katkısı bulunacaktır? Yahut adli kontrol uygulamasının hayata geçirilmesine engel olan hukuki gereklilik nedir? Eğer toplumun hukuka olan güveni önemseniyorsa bu sorulara ikna edici cevaplar verilmek zorundadır. Zira milyonlarca insanın iradesini de ilgilendiren bu tip yargısal süreçler bireysel hak ihlallerinin çok ötesinde anlamlar taşımaktadır.”

Yargının bir araç olarak kullanılmasının karşısındaki en büyük engel olan avukatlar ve meslek örgütlerinin her dönem iktidarın hedefinde olduğunu ifade eden Sağkan, ”Meslektaşımız avukat Mehmet Pehlivan’ın tutuklanması ise yargının araçsallaştırılması sorunsalına ilişkin durumun vahametini daha derinden ortaya koymaktadır. Tutuklu belediye başkanının tutuklu avukatı; yargının araçsallaştırılması kavramı işte tam da bu manzaranın ifadesidir” dedi.

”Hukukun üstünlüğüne inanan milyonlarca yurttaşımız var”

Hukuk devletini yeniden rayına oturtacak gücü gördüğünü ifade eden Sağkan, ”Değerli konuklar, her şeye rağmen şunu tüm samimiyetimle ifade etmek isterim ki Türkiye’nin güçlü bir hukuk geleneği var. Bu ülkede mesleğine bağlı yargıçlar, hukuki ilkelere sadık Cumhuriyet savcıları, meslek onurunu her şeyin üzerinde tutan avukatlar ve hukukun üstünlüğüne inanan milyonlarca yurttaşımız var. Hukuk suskunlukla değil, sözle, tartışmayla ve itirazla yaşar. Konuşamadığımız her alan özgürlüğümüzden çalınmış alanlardır. Biz Türkiye Barolar Birliği olarak yargıyı hiçbir gücün, hiçbir ideolojinin, hiçbir siyasi hesabın aracı ve uzantısı yaptırmamaya kararlıyız. Hukukun üstünlüğünü sadece kanuni metinlerle değil, yurttaşlarımızın adalet duygularında yeniden inşa edeceğiz.” cümleleriyle sözlerini sonlandırdı.

(ANKA)

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.