Avrupa’nın Rus ticaret gemilerine yönelik yaptırım adımları ve buna karşılık Rusya Devlet Başkanı Putin’in açıklamalarını Sputnik’e değerlendiren Dış Politika Uzmanı Tuba Çebi, atılacak adımların Batılı ülkeler açısından da sonuçlarının olacağını belirtti.

Avrupa’nın Rus ticaret gemilerine yönelik baskısına Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den tepki geldi. Rusya Devlet Başkanı Putin, Avrupa ülkelerinin Rus ticari gemilerine el koymaya başlaması halinde Moskova’nın aynı yöntemle karşılık vereceğini açıkladı.
Bu gelişmenin önemli sonuçlar doğuracağına dikkat çeken Dış Politika Uzmanı Tuba Çebi şunları söyledi:
‘Batı mülkiyet hakkına saldırıyor’
Batı’nın girişimlerinin ‘mülkiyet hakkı gibi ‘evrensel haklardan birine yönelik olarak saldırı olduğuna dikkat çeken Çebi sözlerine şöyle devam etti:
“Batı’nın uluslararası finansal altyapıyı ve mülkiyet hakkı gibi uluslararası hukukun sütunlarını bir yaptırım silahına dönüştürmesi, Rus devlet ve şahıs varlıklarının dondurulması ve bu varlıkların müsadere edilerek el konulması yönündeki adımlarda gördük. Bu durum küresel ticaretin üzerine kurulduğu güven zeminini dinamitlemektedir. Finansal varlıklara ve ticari gemilere yönelik bu eylemler, taraflar arasındaki uzlaşma imkanlarını ortadan kaldırmaya itmektedir. Derinleşen bu açmaz ve hibrit baskı politikaları, paradoksal bir şekilde en büyük zararı kararları alan Avrupa Birliği ekonomisine vermektedir. Rus enerji kaynaklarından zorunlu kopuşun getirdiği yüksek maliyetler, sanayi üretiminde rekabet gücünün kaybı, yüksek enflasyon ve tedarik güvenliği riskleri AB’yi kronik bir durgunluğun eşiğine sürüklemektedir. Kuzey Deniz Yolu ve Arktik bölgesindeki gerilimin artması, AB’nin alternatif enerji sevk hatları ve ham madde tedarik arayışlarını zorlaştırırken, deniz nakliye maliyetlerini ve sigorta primlerini tırmandırmaktadır.
‘Bu adımın batı için de sonuçları olur’
Atılacak adımların Batılı ülkeler açısında da sonuçlarının olacağına değinen Tuba Çebi sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Sonuç olarak, bu hibrit baskı yöntemleri, yalnızca bölgesel aktörleri değil, tüm dünya ekonomisini derin sarsıntılara uğratmaya devam etmektedir. Gıda ve enerji tedarik zincirlerindeki kırılmalar, küresel pazarın bloklara bölünmesi ve enflasyonist baskıların kalıcılaşması, uygulanan yaptırım ve misilleme politikalarının doğrudan sonucudur. Karşılıklı atılan radikal adımların yaratacağı seyrüsefer güvensizliği, küresel ekonomiyi önü alınamaz bir durgunluğa ve askeri tırmanmaya doğru sürüklemektedir.”