ABD’nin Orta Doğu’da bulunan üslerinin İran tarafından hedef alınmasının ardından, üslerin tehdit oluşturduğu algısı tartışılmaya başlandı. Dış Politika Uzmanı Umur Tugay Yücel, ABD üslerinin bulundukları ülke için bir avantaj değil bir tehlike olduğuna vurgu yaptı.

ABD ve İsrail’in saldırılarına karşılık İran, ABD’nin bölgede bulunan üslerini hedef alarak karşılık verdi. Özellikle Körfez ülkelerinde bulunan ABD üslerine yönelik İran yönetimi büyük operasyonlar düzenleyerek üslere ağır hasarlar verdi. Bu üslerin bulunduğu ülkelerin alt yapıları da bu operasyonlardan etkilendi. İran’ın bu operasyonları sonrasında Körfez ülkeleri başta olmak üzere ABD üslerine ev sahipliği yapan ülkeler, üslerin güvenlik mi yoksa tehdit mi oluşturduklarını tartışmaya başladı.
Konuya ilişkin Sputnik’e değerlendirmelerde bulunan Dış Politika Uzmanı Umur Tugay Yücel, şunları belirtti:
“Orta Doğu’daki Amerikan üslerine baktığımızda, bulundukları ülkelerde sürekli hedef alındıklarını ve ev sahibi ülkeleri koruma noktasında yetersiz kaldıklarını görüyoruz. Bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: Amerikan üsleri bölge için artık bir güvenlik unsuru mu, yoksa doğrudan bir tehdit kaynağı mıdır? Aslında devam eden İran savaşı, bize birçok açıdan yeni dersler öğretiyor. Uzun yıllardır Körfez ülkeleri, Amerikan “güvenlik şemsiyesine” sarsılmaz bir güven duyuyordu; ancak 12 Gün Savaşı’nda bu güvenin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu zaten görmüştük. Özellikle Katar’ın hem İsrail hem de İran tarafından, hatta şimdi üçüncü kez İran tarafından bombalanması, stratejik kabullerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini kanıtlıyor. Savaşın henüz yedinci gününde, Batı güvenlik mimarisinin Körfez’i koruyamadığına, taleplere cevap veremediğine ve kapasitesinin yetersiz kaldığına şahit olduk. Bu durum sadece Körfez ile sınırlı değil; Asya’daki müttefikler arasında da büyük bir korku dalgası yarattı. Görünen o ki ABD, müttefiklerini Körfez’de koruyamıyorsa, Hint-Pasifik hattında da koruyamayacak. Nitekim Güney Kore’den THAAD ve Patriot hava savunma sistemlerinin çekilmeye başladığına dair haberler geliyor. Yarın aynı durum Japonya veya diğer müttefikler için de geçerli olabilir. Bu da bölgedeki savunma kalkanının ciddi şekilde zayıflaması demektir.Üslerinin bulundukları bölgelerdeki sivil halk ve altyapı için yarardan çok zarar getirdiği de açık. Bu devasa askeri kompleksler; tüm füzelerin ve dronların doğal hedefi haline geldiği için sivil yerleşimler üzerinde büyük bir risk oluşturuyor. Bir üs vurulduğunda sadece askeri hedefler değil; oraya giden yollar, demiryolları ve kritik kanallar da zarar görüyor. Bu komplekslerin geniş alanlara yayılmış olması, saldırı anında “yan hasar” (collateral damage) denilen sivil kayıp oranını da kaçınılmaz olarak artırıyor.”
‘Amerikan üstünlüğü eriyor’
ABD ve İsrail’in saldırılarının yanı sıra rejimi değiştirme, yeni seçilecek isimleri belirleme gibi girişimlerinde gerçekçi olmadığını belirten Yücel sözlerini şöyle sürdürdü: