“Bir kapalı arkadaşım var, Hristiyana değişmem”

Diyarbakır’da Süryani Kızlar Mektebi’nin hikâyesi ile uzun yıllar bu yapıda yaşamını sürdüren Zoklu ailesinin hafızasını bir araya getiren “Diyarbakır Süryani Kızlar Mektebi ve Zoklu Ailesi” fotoğraf sergisi kentin tarihi dokusunda geçmişe ışık tutu. İstanbul’da yaşayan Zorul ailesinden Sevinç Zoklu, Hristiyan olduğunu öğrenen bazı arkadaşlarının kendisi ile ilişkiyi kestiğini belirterek, bunun doğru olmadığını söyledi. Zoklu, “Benim arkadaşım var, kapalı. İnanın onu bir Hristiyan arkadaşıma değişmem. O kadar ki seviyorum” dedi. Sergiyi hazırlayan fotoğraf sanatçısı Fatma İşmen ise konuşmasında, serginin yalnızca geçmişi anlatmadığını, aynı zamanda bugün aynı avluda bulunan ziyaretçileri yüz yıl öncesinin öğrencileriyle buluşturduğunu ifade etti.
Diyarbakır’ın çok kültürlü geçmişine, eğitim tarihine ve ortak hafızasına ışık tutan “Diyarbakır Süryani Kızlar Mektebi ve Zoklu Ailesi” fotoğraf sergisi DİTAV Kültür Sanat Evi’nde açıldı. Fotoğraf sanatçısı Fatma İşmen’in hazırladığı sergi, bir asrı aşan bir hikâyeyi fotoğraflar, belgeler ve tanıklıklarla gün yüzüne çıkardı.
“Onlar kız çocuklarıydı, bense bir öğretmendim”
Serginin çıkış noktasını, Süryani Kızlar Mektebi öğrencilerinin yer aldığı eski bir fotoğraf oluşturdu. Açılışta paylaşılan metinde Fatma İşmen, serginin ortaya çıkış sürecini şu sözlerle anlattı:
“Bir fotoğraftan baktılar yüzüme, utangaç, mutlu, umutlu, meraklı geçmişle geleceğin birleştiği bir andan baktılar. Onlar kız çocukları bense bir öğretmendim. O fotoğrafla yola koyuldum.”
İşmen, serginin yalnızca geçmişi anlatmadığını, aynı zamanda bugün aynı avluda bulunan ziyaretçileri yüz yıl öncesinin öğrencileriyle buluşturduğunu vurguladı.
1912’de yeniden açılan okulun izleri
Sergi, 1912 yılında Süryani aydın, yazar ve eğitimci Naum Faik Palak’ın yaptığı konuşmayla yeniden açılışı gerçekleştirilen Diyarbakır Süryani Kızlar Mektebi’nin tarihine odaklanıyor. Döneminin önemli eğitim kurumlarından biri olan okulun özellikle kız çocuklarının eğitimine sunduğu katkı, arşiv fotoğrafları ve belgelerle ziyaretçilere aktarılıyor.
Fatma İşmen, “Eski Bir Fotoğrafın İzinde” başlıklı metninde, okulun hikâyesine ulaşma sürecini anlatırken, “Bu sergi Süryani Kızlar Mektebi ve daha sonra bu binada yaşayanların hikâyesidir” ifadelerini kullandı.
Tarihi binanın ikinci hikâyesi: Zoklu Ailesi
Sergi, yalnızca bir eğitim kurumunun geçmişini değil, uzun yıllar aynı binada yaşayan Zoklu Ailesi’nin yaşam öyküsünü de görünür kılıyor.
Arşiv fotoğrafları ve aile koleksiyonlarından oluşan seçki, Diyarbakır’dan göç eden bir ailenin hikâyesini kentin toplumsal hafızasıyla birlikte ele alıyor. Böylece tarihi yapı, yalnızca bir okul binası olarak değil, farklı kuşakların yaşamlarına tanıklık eden bir hafıza mekânı olarak yeniden anlam kazanıyor.
“Fısıltılarınızı hâlâ bu avluda duyar gibiyiz”
Serginin açılışında okunan metinde, geçmiş kuşaklara şu sözlerle seslenildi:
“Sevgili Süryani Kız mektebinin çocukları, şimdi siz yoksunuz. Ama fısıltılarınızı hâlâ bu avluda duyar gibiyiz.”
Bu ifadeler, serginin temel temasını oluşturan hafıza, aidiyet ve geçmişle kurulan bağı da özetliyor.
Eğitim, göç ve birlikte yaşamın hafızası
Küratörlüğünü Duygu Bayar Berekatoğlu’nun üstlendiği sergi; eğitim, aidiyet, göç, hafıza ve birlikte yaşam temaları etrafında şekilleniyor. Diyarbakır’ın çok katmanlı tarihine farklı bir pencereden bakma imkânı sunan çalışma, kentin kültürel çeşitliliğini ve ortak yaşam deneyimlerini görünür kılmayı amaçlıyor.
Zoklu ailesinin bu tarihi evde doğan üyelerinden Sevinç Zoklu’nun tanıklıkları da serginin dikkat çeken bölümleri arasında yer alıyor. Ziyaretçiler böylece yalnızca fotoğraflarla değil, yaşayan hafızayla da buluşma fırsatı yakalıyor.
Bir okuldan fazlası, bir kentin hafızası
Bir dönem Süryani Kızlar Mektebi olarak hizmet veren, bugün ise DİTAV Kültür Sanat Evi olarak kullanılan tarihi yapıdaki sergi, Diyarbakır’ın geçmişine açılan bir zaman tüneli niteliği taşıyor. Fotoğraflar aracılığıyla yüz yıl önce aynı avluda yürüyen öğrencilerin, ardından o binada yaşayan ailelerin hikâyeleri yeniden gün yüzüne çıkıyor.
“Komşularımızla bayramı da acıyı da birlikte yaşardık”
Serginin açılışında konuşan Zoklu ailesinin üyelerinden Sevinç Zoklu, tarihi evde doğduğunu ve ailesinin Diyarbakır’daki yaşamına ilişkin bilgileri annesi ve ablasından dinlediğini söyledi. Üç yaşından sonra İstanbul’a taşındıklarını belirten Zoklu, annesinin Diyarbakır’daki komşuluk ilişkilerini hep özlemle anlattığını ifade ederek, “Annemin anlattığına göre komşular çok iyiydi. Bayramlarda, üzüntülerde, sevinçlerde, cenazelerde, eğlencelerde hep birliktelermiş. Annem onlar sayesinde Arapça, Kürtçe ve Ermenice öğrenmiş. Bu bize kimlikleri sevdirmiş” dedi.
“Hristiyan olduğumu öğrenince bazı arkadaşlarım uzaklaştı”
İsminin Sevinç olmasının zaman zaman farklı algılara yol açtığını anlatan Zoklu, çocukluk ve gençlik yıllarında inancından dolayı ayrımcılıkla karşılaştığını söyledi. “Hristiyan olduğumu anladıktan sonra çoğu arkadaşım beni bıraktı, benimle ilişkiyi kestiler” diyen Zoklu, insanların birbirlerini kimlikleri ve inançları üzerinden değerlendirmesinin doğru olmadığını vurguladı.
“Annem burada çok mutluydu”
Babasının puşucu olduğunu ve ipek üretimi yaptığını anlatan Zoklu, ailesinin uzun yıllar tarihi yapıda yaşadığını belirtti. Zoklu, “Babamın lakabı Sloyan’mış. Ablam ona yardım edermiş. Avluda ceviz ağacı varmış. Annem çok titizmiş; evdeki taşların aralarını bile çöple temizlermiş. Biz altı kardeşiz. Annem burada çok mutluydu. Komşularından hiçbir zaman şikâyet etmedi” diye konuştu.
“Kapalı arkadaşımı hiçbir şeye değişmem”
İstanbul’da farklı inanç ve kimliklerden insanlarla güçlü dostluklar kurduğunu söyleyen Zoklu, birlikte yaşam kültürünün önemine dikkat çekti. Zoklu, şöyle devam etti:
“Benim bir arkadaşım var, kapalı. İnanın onu bir Hristiyan arkadaşıma değişmem. O kadar seviyorum, o kadar kardeşiz, o kadar birbirimizi kolluyoruz. Buna sahip olduğum için çok mutluyum. İstanbul’da çok güzel dostlar edindim. Kardeş kadar yakın dostlarım var. Benim evim bir otel gibi, hiç boş kalmaz. Bütün komşularım gelir.”
“İmkânım olsa Diyarbakır’da yaşarım”
Diyarbakır’a güçlü bir aidiyet hissettiğini dile getiren Zoklu, kente duyduğu özlemi şu sözlerle anlattı: “Toprak toprağı çekiyor. İmkânım olsa Diyarbakır’da yaşarım. Burayı ömrümün sonuna kadar da görsem doymam. Burada yaşamamış olmama rağmen içimde böyle bir duygu var.”
“Bahçedeki çiçekler gibi birlikte yaşamalıyız”
Konuşmasını birlikte yaşam ve dayanışma mesajıyla tamamlayan Zoklu, farklılıkların bir arada yaşamasının önemine vurgu yaparak sözlerini, “Yeğenimin dediği gibi bahçede her çeşit çiçek var. Ama saygı ve sevgi içinde olsun. Ayrı olursak o çiçekler solar” Sözleri ile tamamladı.