DOLAR
45,5972
EURO
52,9350
ALTIN
6.571,32
BIST
14.009,02
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ertuğrul Özkök: Rasim Ozan olayına bir de bu “El Duende” ile bakalım

1970’li yıllardan beri hiç kaçırmadan izlediğim müzik dergisi “Rolling Stone”, 2 Mayıs tarihli sayısında ilginç bir yazı yayınladı. Yazının başlığı Türkçe’ye şöyle çevrilebilir: “Pop müzik albümleri giderek daha iddialı oluyor. Ama dinleyiciler …

Ertuğrul Özkök: Rasim Ozan olayına bir de bu “El Duende” ile bakalım
20.05.2026 08:20
0
A+
A-

1970’li yıllardan beri hiç kaçırmadan izlediğim müzik dergisi “Rolling Stone”, 2 Mayıs tarihli sayısında ilginç bir yazı yayınladı.

Yazının başlığı Türkçe’ye şöyle çevrilebilir:

“Pop müzik albümleri giderek daha iddialı oluyor. Ama dinleyiciler buna hazır mı?”

Pop müzikte de sanatçılar artık dinleyicilerden derin bir dikkat ve etkin bir katılım bekliyor.

Ama Tik Tok ve Instagram çağında bizler böyle bir dikkate hazır mıyız?

Raye: Umut vadeden 17 şarkılık yeni bir müzik

Dergi, yazıyı son zamanlarda yayınlanan iki albüm üzerine kurmuştu.

Birincisi, benim de çok ilgiyle izlediğim bir İngiliz şarkıcısı, Raye’in yeni albümü üzerineydi.

Sanatçının ikinci albümü bu ve adı “This Music Contain Hope…”

Albümü baştan sona dinledim.

Neredeyse bir sinema filmi uzunluğunda…

Birbirinden çok farklı 17 şarkıdan oluşan bir tür “Rock müzikali” de diyebilirsiniz.

1960’larda Beatles’ın “Sgt. Pappers”, Rolling Stones’un “Their Satanic Majesties” ve The Who’nun “Tommy” gibi proje albümlerini hatırlatıyor.

Raye

Albümün girişinde büyükbabanın ölümünden iki gün önceki sözleri

Albümün şarkılarının çoğunda dinleyicisini kendisiyle birlikte bir umut için savaşmaya davet ediyor.

Özellikle girişinde bir bölüm çok etkileyici.

Raye, büyükbabasının, ölümünden iki gün önce yaptığı konuşmasını koymuş girişe.

Aynen şöyle diyor;

“Yaşıyorum… Vazgeçmiyorum…”

Büyükbabasının “Vazgeçmiyorum… Teslim olmuyorum” sözlerini bir motto gibi yerleştirmiş albüme…

Rosalia

El Duende nedir: Sizi ziyaret eden bir his midir?

Ama Rolling Stone yazarının üzerinde en çok durduğu konu, Türkiye’de de çok ses getiren “Bergheim” şarkısını söyleyen Rosalia’nın “Lux” adlı albümüydü.

Hatırlayacaksınız, bu albümü anlatan bir yazı yayınlamıştım.

Rosalia mülakatlarda hep İspanyolca “El Duende” kelimesi üzerine vurgu yapıyor.

New York Times’a verdiği bir demeçte bu kelimeyi şöyle tarif etmişti:

“El Duende size gelen, sizi ziyaret eden bir histir…”

Ben intikam aramıyorum ama intikam beni arıyor

Bence bu hissi de en güzel albümün sonunda, Ukrayna dilinde söylediği “De Madruga” adlı şarkıda anlatıyor.

İşte bu şarkıyı size biraz anlatacağım.

Çünkü son günlerde yaşadığımız “Rasim Ozan Kütahyalı” olayını bir de bu gözle değerlendirelim istiyorum.

Ukrayna dilindeki şarkının sözlerini Türkçeye çevirtip baktım.

Şunu diyor Rosalia;

“Ben intikam aramıyorum….

Ama intikam beni arıyor…”

Çok etkiledi bu cümle beni…

Rasim Ozan Kütahyalı

ROK olayı bize şunu gösterdi büyük bir intikam enerjisi birikti

Hafta sonundan beri yaşadığımız Rasim Ozan Kütahyalı olayı bize bir şeyi çok açık biçimde gösterdi…

Bu toplumda çok büyük bir “İntikam”, “Rövanş” “Öç alma” enerjisi birikmiş…

Bunun anlaşılabilir nedenleri olduğu da açık.

Adaletsizliğin yaygın bir pratik olduğu, haksızlığın insanlarda bir çaresizlik haline dönüştüğü zamanlarda içten içe böyle bir enerjinin birikmesi çok normal.

Ve görüyoruz ki,

Bu ağır negatif enerji, bulabildiği en tehlikesiz ve sembolik olay veya kişi üzerinde patlıyor…

Bir süre için, toplumdaki bütün haksızlıklar, adaletsizlikler, kötülüklerin gerçek nedeni unutulup, herkes için en kolay ve tehlikesiz sembolik kişi üzerinden bu enerjinin kolektif bir hesap sorma haline geldiğini görüyoruz.

Sadece muhalifler değil iktidar yanlıları da aynı hedefe ateş ediyor

Şu an işte bunu yaşıyoruz.

Sadece muhalifler değil…

İktidar yanlıları da kendi üzerlerindeki sorumlulukları böyle semboller üzerinden boşaltıp hafiflemeye çalışıyor…

Ve gördüğüm bu tablo beni gelecekle ilgili endişelere götürüyor.

Kafamda hep şu soru var.

Bu kutuplaşma nasıl bitecek?

Biz nasıl normalleşeceğiz?

Bazı iktidar yanlıları bu rejim hep böyle gidecek sanıyor

Eğer “Üzerinde dans ettiği” bir sembolik kişilik, muhalefet ve iktidar yanlılarını aynı sembolik hedefi taşlama konusunda bir araya getirmişse…

Ortada çok ciddi bir kolektif “Rövanş” ve “İntikam” telaşı var demektir.

Daha doğrusu bir tarafın “İntikam alma” telaşı, öteki tarafın da “Muhtemel bir intikama karşı şimdiden konumlanma telaşı…”

Bana göre bunların ikisi de tehlikeli bir paranoya halidir.

Bunların ikisi de “Bu rejimin sonuna doğru gittiği” konusunda ortak bir “El Duende’ye” sahip insanlardır.

Türkiye yeni bir “El Duende” dönemine giriyor

Türkiye’de özellikle 19 Mart 2025’ten sonra yaşadıklarımız, tanık olduklarımız toplumun küçümsenmeyecek bölümünde giderek gurultu haline gelen bir “El Duende” yaratıyor.

Medyanın yüzde 90’ınını elinde bulunduranlar, o medyanın yarattığı sis duvarında bu gurultuyu duyamıyor olabilir.

Ama Rasim Ozan Kütahyalı üzerinde patlayan bu sembolik yanardağ, kulakları sağır eden bir işaret olmalı…

Demek ki bu toplumda çok vahim ve tehlikeli bir “İntikam” ve “Öç alma” ve “Hesaplaşma” enerjisi birikmiş.

Endişeliyim. Çok tehlikeli bir ruh haline giriyoruz.

Sanki bütün bir dönemin hıncı bir tek insandan çıkarılıyormuş gibi bir durum ortaya çıktı.

Sanki intikam istemesek bile intikam toplum olarak hepimizi istiyor…

Bu bir ön uyarı…

Hem iktidara hem muhalefete ciddi bir ön uyarı bu

Gördüğüm tablo şu:

Muhalefette birikmiş büyük bir “Hesaplaşma” enerjisi…

İktidar mahallesinde ise, tehlikeyi fark edip, “Eski yol arkadaşlarını bile savunamayacak duruma gelmiş bir “El Duende enerjisi…”

Demektir ki, Ergenekon davalarının başında başlayan bazı yoldaşlıklar, artık yol ayırımındadır.

Sanki yıllardır aynı yolda birlikte yürüyenlerin bir kısmı daha, ötekileri yalnız bırakma psikolojisine yavaş yavaş giriyorlar.

Bana göre ne birincisi şimdiki muhalefete ne ikincisi şimdiki iktidara yarayacak şeylerdir…

Bir taraf hiç güvenmediği yargı, kızdığı insanı gözaltına aldığında alkışlıyor

Şu karmakarış yargıları, ön yargılarını, hesaplaşma duygularını bir kenara bırakıp, biraz sakin düşünelim.

Her iki mahallenin de karşı tarafta “Düşman” diye gördüğü ve intikam almak istediği sembol hedefler var.

Rasim Ozan Kütahyalı böyle sembollerden biri.

Daha düne kadar farklı mahallelerin duvarlarının arkasından birbirine ateş edenlerin bazıları şimdi hep birlikte onu taşlıyorlar.

Ama bilelim ki, mesele sembol olarak seçilmiş bir kişi üzerinden intikam duygularının tatminini çok aşan bir derinlik taşıyor.

İçine düştüğümüz şu ruh haline bakın.

Halkın yüzde 70’i “Bu adalete ve yargıya güvenmiyorum” diyor.

Ama en güvenmeyenler, bu güvenilmez dedikleri adaletin Rasim Ozan Kütahyalı’yı yargılayacak olmasından çok mutlular.

İntikam ve rövanş duyguları gözleri o kadar kör etmiş ki, bu apaçık çelişkiyi bile göremiyorlar.

De Madruga zamanı yaklaşıyor mu?

Rosalia’nın şarkısının adındaki “De Madruga” İspanyolca, karşılığı zor bulunabilecek bir kelime…

“Geceyle şafak arasındaki zaman” şeklinde çevrilebilir Türkçeye…

Bir tür “Alacakaranlık” hali yani.

Türkiye işte hızla böyle bir alacakaranlığa giriyor.

Artık seçim atmosferine giriyoruz.

Ülkemizin böyle gidemeyeceği konusunda hafiften bir görüş birliği oluşmayla da başladı.

Bu dönemden sonra bir normalleşme istiyorsak, bunun psikolojik alt yapısını şimdiden hazırlamaya başlamalıyız.

En kısa sürede Silivri’de normal yargılamaya geçilmeli

Benim kişisel görüşüm şu.

Türkiye böyle patlayacak bir “Rövanş” veya “İntikam” dönemi yaşamamalı.

Seçimlere böyle negatif elektrik bulutları ile yüklü bir türbülansta gitmemeliyiz.

Eğer ülkemizi seviyorsak, seçim sonrası geçiş sürecinin psikolojisini şimdiden yaratmaya başlamalıyız.

Bu kötü enerjinin gitmesi için Silivri davaları en kısa sürede “Geleceğin normalleşmesini” sağlayacak adil bir yargılamaya dönüştürülmelidir.

Bunun ilk adımı “Seçilmiş belediyeleri yargı yoluyla geri alma” projesine son vermek ve mevcut yargılamaların derhal tutuksuz bir hale getirilmesi olmalıdır.

ROK olayına da bize yaptığı bu erken uyarı açısından bakıyorum.

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.