DOLAR
45,9522
EURO
53,4633
ALTIN
6.611,09
BIST
14.200,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Kîne em?: Amedspor’un büyüyen tribünleri

Süper Lig’e çıkmaya hak kazanan Amedspor’un etrafında yeni nesil bir Kürt kamusal hayatı filizleniyor

Kîne em?: Amedspor’un büyüyen tribünleri
03.06.2026 01:00
0
A+
A-

Diyarbakır

Eskişehir’deki evimin hemen yanında inşaat var, kentsel dönüşüm. Müteahit uzun süre benim evimi de arsaya katmaya çalışmış, kabul etmediğim için aramız en hafif tabirle limoni. İnşaatın sahibiyle kötü olduğum için ustalar tarafından da pek sevilmiyorum. Evin bahçesi inşaat sesi ve bol bol Kürtçeyle dolu, her yer toz. Kapımın önüne yığılan inşaat malzemelerini aşıp dışarı çıkmak zor, uyarsam da pek kimsenin umrunda değil.

O akşamüstü dışarı çıkarken evin önü tertemiz. Yan tarafta işçiler üstlerini değiştirmiş, sanki bir şey bekliyorlar. Biraz çekingen, “Hocam” diye söze giriyor başlarındaki usta. “Topladık biz etrafı, bundan sonra da içeride çalışacağız zaten. Sen rahat ol, bir şey lazım olursa biz buradayız.”

Sonra dayanamayıp soruyor, “Sen biliyorsun Diyarbakır’ı?”

Daha birkaç hafta önce orada olduğumu söylüyorum, gözleri ışıldıyor. Ciğerden girip bu yıl kışın ne kadar zor geçtiğinden çıkıyoruz.

“Çok güzeldir ha hocam” diyor. İki yıldır gitmemiş. Çocuklar okuyor, otobüs biletleri pahalı, memleket uzak. “Çok güzeldir” diyorum ve birkaç hafta öncesine dönüyorum.

* * *

Diyarbakır Nisan’ın son günlerinde insanı yatılı okulda okuyan oğlunu bekleyen bir anne gibi geri çağırıyor. Ankara’dan ona giden yollar baharda bereketli, Kurtalan Ekspresi’nin geçtiği rayların etrafındaki kayalardan sular fışkırıyor, yeşil yamaçlar sarı, kırmızı çiçeklerle kaplı.

Şehir merkezine yaklaştıkça manzaranın rengi solgunlaşıyor. Önce çok katlı evler beliriyor, sonra sanayideki sarı soluk dükkânlar, biraz ileride de dar gelirliliğin arka balkonları. Rayların etrafında yer yer taze kullanılmış pet şişeler, alüminyum folyolar.

İstasyondan Sur’a uzanan caddenin iki yanında da afişler asılı. Yaklaşık on yıl önce şehrin her yanını donatan ve uzun süre inmeyen Erdoğan fotoğraflarının yerinde bu kez Amedspor’a destek mesajları var.

“Her biji Amedspor” yazıyor birinde, “Çok yaşa Amedspor”. Altında yakınlardaki bir hırdavatçının iletişim numarası. Yanındakinde ise “Amedspor’a şampiyonluk yolunda başarılar dileriz.”

Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesine henüz bir hafta var. Hiçbir şey belli değil, her şey belli.

Akşamüstü Surlar’ın dibinde Amedspor tribünlerinin nam-ı diğer “Amigo Ramço”su Ramazan Tugay ve Muhittin Kaya’yla buluşuyoruz. Tugay ve Kaya, taraftar gruplarından Âzâdî’nin tribünlerde sözü en çok geçen isimlerinden.

İsmi Kürtçe “özgürlük” anlamına gelen Âzâdî üç yıl önce kurulmuş ama Tugay’ın futbol ve tribün geçmişi neredeyse 50 yıl öncesine dayanıyor. Kaya’nın da çocukluğu ve gençliği tribünlerde geçmiş.

Amedspor’un insanlara ne ifade ettiğini sorunca, bir an duraksıyorlar. Sonra, “Bütün sevdiklerimi içinde barındıran bir takımdır” diyor Kaya. Güneş batıyor, surlar koyu eflatun bir renge bürünmüş. Zor bir kış geçiren Diyarbakır’ın ilk ılık bahar günündeyiz. Amigo Ramço ıslak ot kokusunu içine çekip ekliyor: “İlkbaharın bu topraklara kokusunu salması gibidir Amedspor…”

Tugay konuşurken sık sık gençlerden bahsediyor. Kentteki sosyal imkânların kısıtlılığını ve uyuşturucunun özellikle son on senede nasıl yaygınlaştığını anlatırken yüzü düşüyor. “Şampiyonluk güzel tabii ama” diyor. “Asıl gençleri, insanları topluma kazandırmak için topyekûn mücadele etmemiz gerekir. Amedspor da bunun için en güzel yerdir şu anda.”

Gelecek sezon için Süper Lig’deki yerini alan Amedspor, Türkiye’nin en üst liginde mücadele edecek Kürtçe isimli ilk takım olacak. Ancak kulübün hikâyesini yalnızca sportif başarı üzerinden okumak mümkün değil.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor’un 2014’te isim değiştirmesiyle ortaya çıkan Amedspor, kuruluşuna da olanak sağlayan bir önceki “çözüm süreci”nin bitmesiyle birlikte kısa sürede Türkiye’nin en tartışılan kulüplerinden birine dönüştü. Diyarbakır’ın Sur ilçesinde çatışmalar sürerken futbolcuların 2016’da sahaya “Çocuklar ölmesin, maça gelsin” pankartıyla çıkması nedeniyle kulüp “terör propagandası” suçlamasıyla para cezası aldı. Takım yıllarca deplasman yasaklarıyla, hedef göstermelerle ve ırkçı tezahüratlarla anıldı.

Diyarbakır’da Amedspor’a verilen desteği anlatan birçok kişi bu dönemi hatırlıyor.

Ulu Cami’nin önünde kahvaltı ederken tanıştığım Mehmet ve Sümeyye onlardan sadece ikisi. Bebek bekliyorlar. Sümeyye eşinin Amedspor’la bağını anlatırken hem hak veriyor hem de şikâyet ediyor, bir eli karnının üzerinde.

“Kaybedince evde terör estiriyor” diyor eşine bakıp gülümseyerek. “Ben ilgilenmiyordum futbolla ama Amedspor’a yapılanları görünce sahiplenmeye başladım. Milliyetçilik gibi ama değil aslında. Size Kürt olduğunuz için tepki gösterildiğini görünce ister istemez sahipleniyorsunuz.”

Mehmet uzun yıllar Beşiktaşlıymış. On yıl önce, üniversite öğrencisiyken yurtdışına yaptığı bir seyahatte İsveç’in bir köyünde insanların kendi topraklarını nasıl sahiplendiklerini görünce o da özüne dönmeye karar vermiş, Amedspor’a tutunmuş.

Öğrenciyken tribünlerde bir avuç insan oldukları dönemle bugünleri kıyasladığında “Sen bir tarafı dışlarsan insanlar onun etrafında birleşir tabii” diyor. Tek sebep de bu değil Mehmet’e göre, “Ben kendimi bir de nasıl ifade edeyim ki” diye soruyor. “Başka yer yok…”

Ulu Cami’nin arkasında uzanan kuçelerden birine bakan bir kafede Amedspor’un en büyük taraftar gruplarından Barikat’ın birkaç üyesiyle buluşuyoruz. Masanın üzerindeki telefonlar sürekli çalıyor, en çok bir sonraki gün oynanacak yılın son iç saha maçı için bilet soruluyor. Bir de o akşam futbolculara destek için tesislerde yapılacak etkinliğin hazırlıklarıyla ilgili güncellemeler geliyor.

Şehirlerarası otobüs taşımacılığı yapan Reber, bir zamanlar deplasman tribünlerinde 10-15 kişi olduklarını hatırlıyor. Şimdilerde telefonlar susmazken o dönemde futbolcu transferlerini finanse edebilmek için tanıdıklarına ve esnafa atkı satıyorlarmış. “O zamanlar bu kadar büyüyebileceğimizi düşünmezdik vallaha” derken gülümsüyor. “Amedsporlu bir nesil geliyor şimdi, insan binlerce kişi olduğumuzu görünce inanamıyor.”

Barikat grubunun diğer üyesi Xebat Akbulut’a göre Amedspor’a yönelik ilginin artmasındaki en büyük sebeplerden biri Kürtlerin kimliklerini ifade edebildikleri alanların darlığı. “Kalkıp sokakta, bir partiye bağlı olarak bir şeyleri bağırsam muhtemelen tutuklanırım Türkiye’de” diyor Akbulut. “Ama bazı sıkıntılar olsa da statta bunu yapabiliyorum.”

Kendilerini bir taraftar grubundan öte sivil toplum örgütü gibi nitelendiriyorlar. “Biz asla sadece bir taraftar grubu olmadık” diye devam ediyor Akbulut. “Bir anne ağlıyorsa mesela o bizim annemizdir, onun yanındayız. Bir çocuk üzülüyor, koşuyoruz yanına. Toplumsal bir olay oluyor, bir kadın cinayeti oluyor; biz oradayız…”

Maçtan önceki gece de takım tesislerinin önündeler. Ligin bitmesine iki maç kala Amedspor 3. sırada. Son maçlarda önemli puan kayıpları yaşanmış, hele de bir hafta önce Bandırma deplasmanında alınan mağlubiyet moralleri bozmuş. Taraftar grupları Süper Lig’in ne kadar yakın olduğunu futbolculara son bir kez hatırlatmak istiyor.

Amedspor’un efsane kaptanı Şeyhmus Özer’in adını taşıyan tesislerin önünde yüzlerce kişi futbolcuları bekliyor. Havanın kararmasıyla birlikte yeşil, kırmızı meşaleler çıkıyor ortaya. Gökyüzünde dev bayraklar sallanıyor: Ji bo Amedspor, senin için…

Birileri gelip omzumuza dokunuyor ve meşalelerle ilgili uyarıyor: “Biz alışığız ama siz dikkat edin, yanmayın.” Bizimle birlikte çocuklarıyla gelmiş bir aile de biraz kenara çekiliyor. Ufaklıklardan biri etraftaki dumandan öksürmeye başlayınca babası omzuna alıyor, oradan devam ediyor tezahürata.

Etrafımızdaki gençler kollarını iki yana açmış, bir taraftan tempo tutarken diğer taraftan “Diren ha Diyarbekir diren” diye bağırıyorlar, yoldan geçen arabalar kornalarla eşlik ediyor: “Direnmektir sana can veren…”

Önceki yıllarda bu marşı söyledikleri için ceza almışlar. “Dağlarının aşkına diren” kısmı, propaganda sayılmış. “Türkiye’nin en çok ceza alan takımı biziz” diyor UltrAmed’in tribün lideri Tirêj Teke.

Bandırma deplasmanında 90 dakika boyunca hem kendilerine hem Kürt kimliğine ağır küfürler edilirken bile tribünde birbirlerini uyardıklarını, karşılık vermediklerini anlatıyor. “Burası Türkiye siktir olun gidin dediler bize. E tamam, nereye gidelim?” diye soruyor.

“Küfür etmek bize yakışmıyor,” diye de ekliyor. “Hem annelerimiz, ablalarımız, kardeşlerimiz geliyor, hem de zaten her türlü cezayı yiyoruz, bari haklı bir neden vermeyelim.”

Teke’ye göre Amedspor’un etrafındaki büyümenin bir nedeni tribünlerde sağlanan düzenin kadınları ve aileleri stada çekmesi, diğeri de insanların artık yalnızca futbol izlemek için stada gitmemesi. “Hatta hiç futbolla alakası olmayan insanlar bile bugün ‘Amed’in maçı var, gideceğim’ diyor” diye anlatıyor. “Çoğu kişi futbol izlemeye değil atmosferi yaşamaya geliyor.”

Kürt Çalışmaları Merkezi’nden Reha Ruhavioğlu da Amedspor maçlarını yıllardır takip ediyor. “Öyle eşimle, kızımla gitmek çok mümkün değildi” diyor eski maçları hatırlarken. “Biri kesin bir küfür ederdi, sen bir şey desen kavga çıkardı. Şimdi öyle değil, biri bir şey dese on kişi müdahale ediyor artık.”

Ruhavioğlu’na göre son yıllarda taraftar sayısındaki büyümenin arkasında Kürt toplumundaki daha geniş bir dönüşüm var. “Kamusal alan Kürtler için daralınca temsili performans güçsüzleşti” diyor. “İnsanlar artık partiyle değil, futbol ve müzik üzerinden kimlikleriyle bağını kuruyor.”

Spor yazarı Ali Fikri Işık da “siyasetin artık gençler için yeni bir şey söylemediğini” düşünüyor. Son 10 yılda Türkiye’de Kürt siyasetinin etkisizleştiğini ve halkın büyük bedeller ödediğini söyleyen Işık, “Siyaset toplumu kucaklamakta, toplumun o çeşitliliğini koruyarak birleştirici duyarlılıklar yaratmakta eksik kaldığı için toplum kendine hayat alanı açıyor” diyor.

“Futbol, siyasetin dışında Kürtlere nefes alabilecekleri, konuşabilecekleri, yan yana gelebilecekleri bir atmosfer, aura, hinterland yaratmış durumda.”

Maç günü Diyarbakır Stadyumu’na çıkan yollar öğle saatlerinden itibaren dolmaya başlıyor. Aileler seyyar satıcıların ve mısır arabalarının arasından geçiyor. En popüler içecek naneli ayran, en dikkat edilmesi gereken şey herkesin yüzünü sarı, kırmızı, yeşil renklere boyamaya yemin etmiş işportacılar. Kesk û sor û zer’in yanaklarla buluşması bazı yerlerde 200 lirayı buluyor.

Annelerinin elinden tutmuş birçok çocuğun üzerinde büyük gelen yeşil-kırmızı formalar var. Genç kadınlar stadyumun önünde fotoğraf çektiriyor, liseliler ellerindeki bayraklarla birbirini kovalıyor.

Maç saati yaklaşırken stadın etrafı doluyor, arabalar güçlükle ilerliyor. Birinden Kürtçe bir şarkı yükseliyor, yanındakinden yüksek sesli bir halay havası. Davulcu ve zurnacıların da katkısıyla yol kenarında irili ufaklı halaylar oluşuyor. Kornalar tezahüratlara karışıyor, eller yukarı kalkınca zafer işaretleri beliriyor.

Bodrumspor’la oynanacak maçın başlamasına dakikalar kala, tribün liderleri stat içerisindeki koridorları boşaltmaya çalışıyor. Başka hiçbir takımın bu yüzden cezalandırıldığını duymasalar da tribün düzeni nedeniyle sık sık yedikleri cezaları önlemenin yollarından biri bu.

Tamamı dolan tribünlere coşku hâkim olsa da adı konmamış bir gerginlik de var. Birçok kişinin elinde telefonlar, sadece sahadaki maçı değil, Amedspor’un Süper Lig yarışındaki en yakın rakiplerinden birinin İstanbul’da oynadığı karşılaşmayı da takip ediyorlar.

Kaçan pozisyonlarda eller başlara gidiyor, bir anda yükselen tezahüratlar birkaç saniye sonra sessizliğe dönüşüyor. Tribün öncüleri stadyumu hareketli tutmaya çalışıyor. Devre arasında Kürtçe bir tezahürat dalga dalga yayılıyor tribünlerde.

“Kîne em?”“Kürdin em.”

“Kimiz biz?”“Biz Kürtleriz.”

İkinci yarıda Amedspor golü bulduğunda beklenen patlama sonunda geliyor. İnsanlar birbirine sarılıyor, telefon kameraları havaya kalkıyor, bazıları oldukları yerde zıplıyor. Ama rahatlama uzun sürmüyor.

Uzatmaların 4. dakikasında Bodrumspor beraberlik golünü atıyor.

Tepki neredeyse fiziksel. Bazı eller bir anda havaya kalkıyor, bazıları dua etmeye başlıyor. İnsanlar uzunca bir süre yaşananlara inanamadan birbirine bakıyor, golün iptal edilme ihtimalini bekliyor. Gol geçerli sayıldığında ise tribünlerdeki ses bir anda çekiliyor. İnsanlar oldukları yerde kalıyor, boş gözlerle sahaya bakmaya başlıyor. Bazıları olduğu yere çöküyor.

Tribünlerdeki sessizlik, Ruhavioğlu’nun tarif ettiği yeni Kürtlük bağını da görünür kılıyor. “İnsanlar artık duygusal yatırımını takıma yapıyor” diyor Ruhavioğlu. “Mesele futbol değil, kaybettiklerini düşündükleri şey kimliklerini ifade edememe dramı.”

Diyarbakır’daki maçtan bir hafta sonra, Iğdır’da oynanan zorlu deplasmanla Amedspor Süper Lig’e çıkmayı garantiliyor. Sur’da konuşurken yanımızda uzanan dar sokağı işaret edip “Çıkmasak da takım bizim, çıksak da. Kaldırımda oynasın, yine gelip destekleriz” diyen Akbulut’un keyfi yerinde.

Teke’ye göre Süper Lig, Diyarbakır’ın ve Diyarbakırlıların daha çok anlaşılması için bir fırsat. “Yaşanabilecek en güzel şey önümüzdeki sezon insanların bizi görmesi,” diyor. “En misafirperver şehir, insanı en iyi ağırlayan şehir diye anlatmaları ne güzel olur.”

Akbulut da bunun için Diyarbakır’ı anlamak gerektiğini söylüyor. Sur’da geçen çocukluğunu hatırlıyor. “Benim sokakta top oynadığım bir arkadaşım gerilladır, bir arkadaşım asker” diyor. “Ben ikisinin annesinin salçalı ekmeğini yemişim bu sokakta. Bunu anlayabilmek için bu sokaklarda yürümek gerek…”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.