DOLAR
45,7382
EURO
53,0654
ALTIN
6.633,71
BIST
13.830,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Mahfi Eğilmez: Hukuk, iktidar, siyasallaşma

Mahfi Eğilmez George Orwell’in 1984 romanı, hukukun iktidarla ilişkisini düşünmemize olanak veren bir distopya sunar. Bu dünyada hukuk, bireyi koruyan, öngörülebilir ve genel kurallar bütünü olmaktan çıkmış; iktidarın kendisini yeniden üreten bir …

Mahfi Eğilmez: Hukuk, iktidar, siyasallaşma
22.05.2026 17:20
0
A+
A-

Mahfi Eğilmez

George Orwell’in 1984 romanı, hukukun iktidarla ilişkisini düşünmemize olanak veren bir distopya sunar. Bu dünyada hukuk, bireyi koruyan, öngörülebilir ve genel kurallar bütünü olmaktan çıkmış; iktidarın kendisini yeniden üreten bir araç haline gelmiştir. “Büyük Birader” figürü, yalnızca siyasal bir lideri değil, hukukun ne olduğuna ve nasıl uygulanacağına ilişkin üstün iradeyi temsil eder. Böylece hukuk, dışsal bir sınır olmaktan ziyade iktidarın içsel bir fonksiyonuna dönüşür.

Hukukun siyasallaşması tartışması da bu aşamada anlam kazanır. Siyasallaşma, hukukun normatif tarafsızlığını kaybederek siyasal rekabetin bir parçası haline gelmesi anlamına gelir. Bu durumda hukuk, çatışmaları çözen bağımsız bir mekanizma olmaktan çıkar; çatışmanın taraflarından biri haline gelir. Normların içeriğinden çok, o normların kim tarafından, hangi bağlamda ve hangi yorumla uygulandığı belirleyici olur. Bu da hukukun temel iddiası olan eşitlik ve öngörülebilirliği doğrudan tartışmalı hale getirir.

Bu sürecin ulaştığı en uç nokta, hukuk ile siyaset arasındaki ayrımın tamamen ortadan kalkmasıdır. Suçun tanımı davranıştan değil, iktidarın niyet okumasından türetilir; geçmiş, bugünkü siyasal ihtiyaca göre yeniden yazılabilir; gerçeklik, merkezi otoritenin söylemiyle sürekli güncellenir. Bu noktada artık hukukun siyasallaşmasından değil, hukukun tamamen siyasal iradeye indirgenmesinden söz edilir.

Türkiye bağlamında tartışma genellikle bu mutlaklık üzerinden değil, dereceli bir ilişki üzerinden yürütülmektedir. Hukuk sisteminin biçimsel yapısı, anayasal çerçeve ve yargı kurumları varlığını sürdürmektedir; ancak tartışma bu yapıların fiilî işleyişi üzerinedir. Özellikle yorum gücünün dağılımı, yargı bağımsızlığına ilişkin algılar ve benzer olayların farklı dönemlerde farklı sonuçlara bağlanabilmesi, siyasallaşma tartışmasının merkezini oluşturmaktadır. Bu noktada hukuk tamamen ortadan kalkmış değildir; ancak tarafsızlık algısına ilişkin tartışmalar yoğunlaşmaktadır.

Seçici uygulama algısı da bu tartışmanın önemli bir parçasıdır. Hukukun bazı durumlarda farklı yoğunluklarda uygulanması veya benzer olayların farklı sonuçlara bağlanması, normların kendisinden çok uygulayıcıların konumunun belirleyici olduğu yönünde bir algı üretir. Bu algı güçlendikçe hukuki güvenlik zayıflar. Çünkü birey açısından önemli olan yalnızca kuralın varlığı değil, o kuralın istikrarlı biçimde uygulanacağına dair inançtır.

Hukuki öngörülebilirliğin zayıflaması yalnızca hukukun değil, ekonomik rasyonelliğin de alanını daraltır. Ekonomik aktörler, kararlarını geleceğe ilişkin beklentiler üzerinden verir. Hukukun duruma göre değişen yorumlarla işlediği bir ortamda bu beklenti mekanizması zayıflar. Bu durum yalnızca yatırım kararlarını değil, genel ekonomik davranış kalıplarını da etkiler. Güçlü ekonomilerin ortak özelliği yalnızca üretim kapasitesi değil; aynı zamanda kurumsal güven ve hukuki öngörülebilirliktir.

Sonuçta mesele bir rejim etiketinden ziyade bir eğilim sorusudur. Hukuk, ne ölçüde öngörülebilmekte, genel ve tarafsız kalabilmektedir? İktidar ile hukuk arasındaki mesafe ne kadar korunabilmektedir? George Orwell’in romanı bu sorulara doğrudan yanıt vermez; ancak bu soruların sorulmasını zorunlu kılar. Çünkü hukuk, yalnızca yazılı metinlerden değil, o metinlerin hangi siyasal ve kurumsal zeminde anlam kazandığından ibarettir.

Bu yazı Mahfi Eğilmez’in kişisel blogundan alınmıştır

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.