DOLAR
47,5248
EURO
54,7641
ALTIN
6.208,35
BIST
13.331,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Medya Ombudsmanı Bildirici Narin cinayetinde medyanın yargıyı etkileyen 12 yanlışını yazdı: “Temel gazetecilik kuralları hiçe sayıldı”

Medya Ombudsmanı Bildirici Narin cinayetinde medyanın yargıyı etkileyen 12 yanlışını yazdı: “Temel gazetecilik kuralları hiçe sayıldı”

Medya Ombudsmanı Bildirici Narin cinayetinde medyanın yargıyı etkileyen 12 yanlışını yazdı: “Temel gazetecilik kuralları hiçe sayıldı”
14.08.2025 12:00
7
A+
A-

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, Diyarbakır’daki Narin Güran cinayeti ve dava sürecine dair medyanın rolünü incelediği ayrıntılı bir dosya yayımladı. Bildirici, Güran’ın kaybolduğu günden davanın başladığı döneme kadar medyada yazılanları, söylenenleri inceledi. Kamuoyu oluşturan ve yargıyı da etkileyen medya yanlışlarını tek tek saptadı. Bildirici 12 örnek üzerinden Narin cinayetinde medyanın yargıyı etkileyen yanlışlarını sıraladı. Bildirici yaptığı değerlendirmede, “,” dedi.

“Umarım gazetecilik yanlışları, mesleğimiz adına artı değere dönüşür”

Bildirici hazırladığı dosya hakkında X hesabından yaprığı paylaşımda şunları söyledi

“İki ayrı dosya halinde yazdığım bu incelemede amacım, gazetecilerin tüm verilere objektif yaklaşmak yerine, savcı, polis ya da dedektif gibi davranmasının getirdiği yanlışları saptayıp, bu yanlışlar üzerinden gazetecilik deneyimi üretmek. Umarım gazeteci arkadaşlar ve medya kuruluşları da bu incelemenin sonuçlarından kendilerine dersler çıkarır; yanlışların tekrarlanmasını önlerler. Böylece Narin dosyasındaki gazetecilik yanlışları, mesleğimiz adına artı değere dönüşür.”

“Mahkeme Başkanı Mmedyanın yargılamadaki etkisini, ifadelerde açıkça gözlemlemişti”

Bildirici Narin cinayeti ve medyanın yanlışları hakkında şunları yazdı:

“Narin Güran cinayeti, son yılların en medyatik davasına konu oldu. Yargılama başladı bitti, aileden üç kişi müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Fakat ne medyanın çok bilen uzmanları ne ekranların değerli yorumcuları ne de jandarma, polis ve nihayetinde yargı bu cinayeti tam olarak aydınlatabildi.

Bu bir iddia değil. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararında bile cinayetin nasıl işlendiğine dair bütünlüklü bir öykü kurulamıyor; cinayetin nedeninin belirlenemediği de açıkça kabul ediliyor. Ayrıca Mahkeme, Salim Güran’ın cesedi kendisinin götürüp dereye saklamak yerine neden Nevzat Bahtiyar’a vererek (hâlâ öğrenilemeyen) çok önemli sırrına ortak ettiği sorusunun yanıtını da bulamadı.

Nitekim istinafta dairenin onay kararına muhalefet eden Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi Başkanı da cinayetin nedeninin ve işlenme biçiminin saptanamadığını özellikle vurguluyordu. Daire Başkanı, soruşturma ve yargılamadaki hukuki eksiklikleri 14 madde halinde sıralamıştı.

Başkan’ın ayrıntılı karşı oy yazısında en çok dikkatimi çeken, ‘sosyal medya ve TV bültenlerinde yapılan haber ve tartışma içerikleri sonrasında değişen yeni duruma göre sanıkların ifadelerinde değişiklikler olduğunun’ altını çizmesiydi. Medyanın yargılamadaki etkisini, ifadelerde açıkça gözlemlemişti Başkan.”

“Sanık Nevzat’ın mahkememizce itibar edilen beyanları…”

Daire Başkanı’nın, medyada ilgi görmeyen karşı oy yazısını ‘Güran ailesi ya gerçekten suçsuzsa’ başlığıyla kaleme aldım. Böylece Başkan’ın belirttiği hukuki eksiklikler konusunda medyanın dikkatini çekmeye çalıştım.

Tabii Başkan’ın saptamalarını okuyunca benim zihnimde de ‘Acaba medya bu soruşturmada ve davada ne kadar etkili oldu?’ sorusu oluştu. Bu soruya yanıt bulmak için mahkemenin gerekçeli kararını dikkatle inceledim.

Mahkeme, her ne kadar raporlar, HTS kayıtları ile daraltılmış baz verileri gibi kanıtlardan bahsetse de kararın asıl dayanağı Nevzat Bahtiyar’ın ifadeleriydi. Ayrıca mahkeme Salim, Yüksel ve Enes başta olmak üzere Güran ailesinden hiç kimsenin ifadesini doğru kabul etmemiş, Nevzat Bahtiyar’ın anlatımını esas almıştı. Nitekim gerekçeli kararda ‘Sanık Nevzat’ın mahkememizce itibar edilen beyanları…’ deniyordu. Bu sayede Nevzat Bahtiyar, 4 buçuk yıl hapis cezası ile kurtulmuştu.

Düşünebiliyor musunuz? Mahkeme ağırlıklı olarak bir sanığın ifadesine dayanarak karar vermiş, ama aslında o sanığın ifadesi de medyadaki haber ve konuşmalarla değişmiş! O sanık en az üç defa ifade değiştirmiş, olayın oluş şeklini üçünde de farklı anlatmış!

Hal böyle olunca medyanın bu süreçteki etkisini ve gazetecilik hatalarını ortaya çıkarabilmek için o günlere gitmek, o dönemdeki haberleri, yorumları ve hatta TV programlarını taramam gerektiğini düşündüm.

Önce Narin’in kaybolduğu 21 Ağustos 2024’ten yargılamanın başladığı ilk günlere kadar geçen sürede medyadaki haber ve yorumları topladım. Böylece hem kendime bir yol haritası hazırlamış oldum, hem de incelememi okuyanların, o günlerde medyada oluşan havayı görebilmeleri için akış tablosu ortaya çıkardım. (*)”

Kırılma noktası

“Bu cinayet ve davanın medyadaki öyküsü, Narin’in, kaybolmasından bir gün sonra 3 kilometre ötede kırmızı terliğinin tekinin bulunduğu haberleriyle başladı.

Hemen ardından da terliğin Narin’e ait olmadığı haberleri yayımlandı. Asılsız ihbarlar yağdığı ve sonra ağabey Enes Güran’ın kolunda diş izleri ve sırtında çizikler olduğu haberlerini, jandarmanın aile fertlerini çapraz sorguya aldığı ve aracında Narin’in DNA’sı bulunan amcanın gözaltına alındığı haberleri izledi.

Sanırım kırılma noktası burası oldu; henüz Narin’in cesedi bulunamamıştı, takvimler 1 Eylül 2024’ü gösteriyordu. O günden itibaren medyada şüpheler Güran ailesi üzerinde toplandı.

Sonra da Narin’in cenaze töreni sırasında köyden bir kadının kalabalığa ‘Gidin yalan konuşun, tamam’ diye bağırması ve AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun Sözcü TV’ye ‘Bizlerin bazen bilmediği, bazen de bilip söylemememiz gereken şeyler var. Çünkü aile de bizim dostlarımız’ sözleri, medyanın artık tümüyle aile üzerinde yoğunlaşmasına neden olan önemli gelişmelerdi.

Enteresandır, bu dönemde şüphelilerin ifadeleri ve soruşturmadaki hemen her gelişme, üzerinden saatler geçmeden medyaya yansıyordu. Görünen o ki, gizlilik kararı alınmasını isteyen savcılık da bundan sanki pek rahatsız değildi.”

Aileyi önce medya suçladı

“Narin’in toprağa verilmesinden sonra kardeşinin de öldürülmüş olduğu, Tavşantepe’nin kimine göre korucu, kimine göre de Hizbullah köyü olduğu, köyde gayri ahlaki ilişkiler yaşandığı, Narin’in görmesi istenmeyen bir ilişkiye tanık olduğu için öldürüldüğü, bütün Güran ailesinin işin içinde olduğu, aramalar sırasında jandarmayı yanlış yönlendirdikleri gibi haber ve yorumlar ardı ardına sökün etti.

Ailenin suçlu olduğu ifade edilirken Narin’e ait olmadığı sonradan ortaya çıkan kırmızı terlik tekinin Suriyelilerin çadırının yakınına konmasından ve bu konuda çelişkili ifadelerden söz ediliyordu. Bir de jandarmanın sahte ihbarlarla yanlış yönlendirildiği ve 24 Ağustos akşamı köyde yangın çıkarıldığı üzerinde duruluyordu.

Aslında mahkemeden önce Nevzat Bahtiyar’a inanan, onun anlatımını gerçek kabul eden, medyanın ta kendisiydi. Hem de iktidar medyası ile muhalif medya arasında bu konuda neredeyse görüş birliği oluşmuştu.

10 Eylül’de, yakalanmasının hemen ardından Nevzat Bahtiyar hakkındaki ilk haberlerde hep ‘İtiraf’ ve ‘İtirafçı’ başlıkları kullanılıyordu. Akşam, Habertürk, Haber Global, Hürriyet, Medyascope, Sabah ve Sözcü TV’deki haberlerde bu söylem hâkimdi.

Oysa Nevzat Bahtiyar’ın ne kadar doğru söylediği belirsizdi, ifadeleri birbiriyle çelişiyordu.  Buna rağmen medyada cinayeti Nevzat Bahtiyar’ın kendisinin işlemiş olduğu olasılığı üzerinde hiç durulmuyor; bu olasılıktan söz edilmiyordu.

Özellikle TV’lerdeki yorumcular, uzmanlar ve yazarların tespitleri, ‘Aslında bütün köy cinayeti biliyor ve gizliyor’, ‘Kolektif cinayet’ yargısına evrildi. Oluşan kanaatler, gerçeğe ulaşılmış, kanıtlanmış gibi savunuluyordu.

Örneğin, Star TV’nin ana haberini sunan Nazlı Çelik, ‘Herkes sustu; herkes gözlerini yumdu, cinayetin üzerini örttü, duymamış görmemiş bilmemiş gibi yaptı. Koskoca bir aile mensuplarından oluşan köy, insanlıklarını unuttu’ diye hüküm ilan ediyor; Fatih Portakal da Sözcü TV’de ‘Karanlık bir aile’ diye damgalıyordu.

Hürriyet de somut veriler olmadan ‘Şeytan üçgeni: Bütün aile işin içinde’ haberini manşete çıkardı. Başka bir haberinde de bazı köylülerin Narin’in cesedinin bulunmasından önce evlerine kamera taktırmasını ‘Narin’in öldürüldüğünü önceden bildikleri’nin işareti olarak yorumladı.

Now TV ve A Haber’de de ‘Narin’in öldürüldüğünü biliyorlardı ve cesedin evlerinin yakınına bırakılmasını engellemek için bunları yaptılar’ gibi değerlendirmeler yapılıyordu. Halk TV’de de ‘Birçok kişinin bu konuda önceden bilgisi var. Köyde gözaltına alınanların yüzde 80’inin, çoğunun, telefonlarını değiştirdiği ve temizlediği, WhatsApp görüşmelerini sildiği de kolluk ifadelerinde telefonlar üzerinde yapılan çalışmalarda ortaya çıkan bir gerçek’ deniyordu.

Oysa köydeki neredeyse herkesin telefonlarını sildiği doğru değildi. Nitekim Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren bile bir duruşma sırasında ‘Bütün Güran ailesi, pardon bütün demeyeyim, 6-7 kişi, isim saymayacağım. …telefonundaki bütün görüşme kayıtlarını silmiş’ dedi. Narin’in öldürülmesi davasına ek olarak açılan ‘Suçluyu kayırma davası’nda da sadece amca Fuat Güran’ın telefon kayıtlarını sildiği tespiti yapıldı!”

Medya taraf olmuştu

“Aslında bu soruşturma ve dava sırasında olmaması gereken olmuş, medyanın büyük bölümü taraf olmuştu. Tavşantepe Köyü’ne karargâh kuran gazeteciler arasında da kendisini, polis ya da savcı olarak görmeye başlayanlar ağırlıktaydı. Haberlerde, yorumlarda, ekranlardaki tartışmalarda çoğunlukla amca Salim, anne Yüksel ve ağabey Enes Güran’ın bu cinayeti işledikleri kanaatiyle yayınlar yapılıyordu.

Sonuç olarak cinayet davası başlamadan günler önce medya, bütün köyün cinayeti önceden bildiği ve gizlediği efsanesini yaratmıştı. Böyle bir efsane yaratılınca da mahkemenin kararı kimseyi şaşırtmadı. Karar, olduğu gibi kabul edildi, medyada yeterince tartışılmadı.

Sabah gazetesinde olduğu gibi ‘Davası bitti, katili hâlâ yok’ haberleri çıksa da medya bu davayı, istinafta onay, temyize başvuru ve tahliye isteminin reddi gibi küçük haberlerle geçiştirip, arşivlerde yıllanmaya bıraktı.

Davayla ilgili son günlerde iki gelişme yaşandı; birincisi Diyarbakır Jandarma Komutanı Tümgeneral Selçuk Yıldırım’ın merkeze çekilmesiydi. Yıldırım’ın, soruşturma sırasındaki açıklamalarının, Ankara’da ve Jandarma Genel Komutanlığı’nda rahatsızlık yarattığı öne sürüldü. İkincisi de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da cezaların onanmasına yönelik tebliğname hazırladı. Artık bu dosya temiz incelemesi için Yargıtay 1. Ceza Dairesi önünde…

Ben de biraz zaman alan incelememi tamamladım; Narin Güran cinayetiyle ilgili soruşturma ve yargı sürecinde etkili olan, ama sonradan yanlış olduğu net biçimde ortaya çıkan haber ve yorumları listeledim. Aslında çalışmaya devam etsem belki sayı artacaktı, ama ben 12’de durmaya karar verdim; yazı hem çok uzayacak hem de daha çok zaman harcamam gerekecekti.

Zaten 12 yanlış, Narin Güran dosyasında nasıl bir gazetecilik çizgisi izlendiğini göstermeye yetiyor.”

Temel gazetecilik kuralları hiçe sayıldı

Bildirici, 12 yanlışı, doğrusu ile birlikte tek tek sıralayıp inceledikten sonra, şu değerlendirmede bulundu:

“Yazıyı hazırlarken, ilk gözüme çarpan gazetecilik yanlışı, Narin’i kaybeden ailenin ve o köydeki insanların acısına, itibarlarına, kişilik haklarına saygı gösterilmemesiydi. Sadece Narin ailesi değil, sanki o köydeki herkes hakkında aşağılayıcı her tür ifadeyi kullanmak serbestmiş gibi bir yaklaşım sergileniyordu.

Öyle olunca da fısıldanan söylentilerin mutlaka kontrol edilmesi, doğrulanmayan bilgilerin yayımlanmaması, haberde kaynak belirtilmesi, haber kaynaklarıyla mesafenin korunması gibi gazetecilik kuralları yok sayılıyordu.

Aslında Narin cinayetindeki gazetecilik hataları, geniş oylumlu bir akademik çalışmayı hak ediyor. Çalışmam ister istemez sınırlı kaldı. İletişim akademisyenleri, hazırladığım bu incelemeyi temel alarak, daha geniş, daha ayrıntılı araştırmalar yapabilirler.

Bu incelemede asıl amacım, -başta da belirttiğim gibi- medyanın Narin Güran davasındaki rolünü ve gazetecilik yanlışlarını ortaya çıkarmaktı. Gazetecilerin tüm verilere objektif yaklaşmak yerine, savcı, polis ya da dedektif gibi davranmasının getirdiği yanlışları saptayıp, bu yanlışlar üzerinden gazetecilik deneyimi üretmekti.

Umarım -istemeden de olsa- sözünü ettiğim yanlışları yapan gazeteci arkadaşlar ve medya kuruluşları da bu incelemenin sonuçlarından kendilerine dersler çıkarır; yanlışların tekrarlanmasını önlerler. Böylece Narin dosyasındaki gazetecilik yanlışları, mesleğimiz adına artı değere dönüşür.”

Yazının tamamı için .

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.