DOLAR
45,9718
EURO
53,5210
ALTIN
6.619,38
BIST
13.872,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Mehmet Altan yazdı | Basın tarihi: “Muhalefet istemiyorum”

Bırakın demokratik cumhuriyeti, siyasal İslamcı otoriter bir rejime nasıl savrulduk?

Mehmet Altan yazdı | Basın tarihi: “Muhalefet istemiyorum”
24.01.2024 14:00
40
A+
A-

Mehmet Altan*

Cumhuriyet’in 100. yılında geldiğimiz noktayı, “Cumhuriyetin doğumundaki gerçekler” üzerinden çok ihtimamlı ve titiz bir çalışmaya mevzu eden Taha Akyol‘un “Neden 29 Ekim?” adlı kitabını okuyunca bugünlere nerelerden geldiğimizi çok açık görüyorsunuz.

2007 yılına baktığımız geçen haftaki “Çürümenin tarihi” başlıklı yazımdaki bir kısmın tarihteki köklerine, Akyol‘un devrin gazetelerini de inceleyen, neredeyse periyodun bütün köşe muharrirlerinden da transferler yapan kitabında yeniden rastladım.

Geçen haftaki kısım şöyleydi:

“Askeri vesayetten sivil vesayete, ‘kışla parfümlü’ zihniyetten ‘camii parfümlü’ otoriter rejime geçildi.

Demokrasi, birbirlerine aykırıymış gibi görünen vesayet yanlıları tarafından hep dışlandığı için hâkim güç değiştiotoriterlik ve baskı artarak devam etti.

Hukuk ve anayasal düzen göstermelik olarak bile kalmadı.”

***
Cumhuriyetin başlangıcını anlatan Akyol‘un kitabının en değişik kısımlarından birine birlikte bakalım.

“O zaman Türkiye, ‘Meclis hükümeti’ sistemiyle yönetiliyordu:

Cumhurbaşkanı yoktu. Meclis tarafından seçilen Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa devlet başkanı sorumluluğunu yürütüyordu. …..

Tartışmaların odağındaki en çok önemli mesele Gazi’nin yetkileriydi:

Tam yetkili ve vakitte hem Meclis’in hem partinin başkanı olan bir cumhurbaşkanı mı? Partiler üstü ve sembolik bir cumhurbaşkanı mı?

Cumhuriyet sürecindeki bu temel kutuplaşma, Milli Mücadele devrindeki yetki çatışmasına kadar gidiyordu: Mustafa Kemal Paşa‘ya üstün yetkiler mi verilmeliydi, sınırlı yetkiler mi?

***

Gazi ‘fevkalade yetkilere’ sahip yani ‘kuvvetler birliği’

‘Meclis’in üstünde yüksek bir kuvvet yoktur. Bu teklifi kabul etmek, bunun görevini tahdit etmek, Meclis’in kudret ve kuvvetini aşağı çekmek ve milletimizin bize emanet etmiş olduğu hakimiyet ve idareyi suiistimal etmek demektir.’

Bu açıdan, Gazi‘ye göre, yürütme yetkilerini Meclisce seçilmiş bir bakanlar heyetine vermek, Meclis’in sınırsız yetkili olması prensibine karşıttı. Mevcut hükümet biçiminin yerleşik hükümetlere benzemediği yolundaki eleştirilere Gazi şöyle yanıt verdi:

‘Bizim hükümetimiz demokratik bir hükümet değildir, sosyalist bir hükümet değildir ve gerçekten kitaplarda mevcud olan hükümetlerin, mahiyet-i ilmiyesi itibariyle, hiçbirine benzemeyen bir hükümettir. fakat hakimiyet-i milliyeyi; irade-i milliyeyi yegâne tecelli ettiren bir hükümettir, bu mahiyette bir hükümettir. İlm-i içtimai noktasından bizim hükümetimizi ifade etmek lazım gelirse; halk hükümeti deriz…

Ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş.

Efendiler, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Zira, biz bize benziyoruz, efendiler.’

***

Nisan 1923’te Meclis oybirliğiyle seçim kararı alacaktır.

O zaman seçimler ‘iki dereceli’ idi: Genel oylamada ‘ikinci seçmen’ler seçiliyor, onlar da mebus listelerine oy veriyordu.

Gazi‘nin tespit ettiği aday listeleriyle seçimlere gidilecek, muhalif İkinci Grup Meclis dışında kalacaktır. Seçimlerde muhalefet dağınık ve teşkilatsızdır, aday bile gösterememiştir. Yeni Meclis’te az sayıdaki muhalefet Gazi‘nin milletvekili yaptığı isimlerden çıkacaktır.

***

Nisan 1923’te Gazi‘nin kurdurduğu Seçim Komitesi’nin İstasyon binasındaki ilk toplantısında Gazi‘Millet bana güvenoyu versin, mebusların seçimini bana bıraksın’ dediğinde Karabekir itiraz eder:

‘Milletin size itimat etmesi doğaldır. fakat bu itimat onun haklarına sahip olmanızı icap ettirmez. Bu türlü bir seçime seçim denilmez ve bu stilde toplanacak Meclis’e de Millet Meclisi denilmez.’

Gazi ısrar etmez, aday listelerini incelemeye geçerler. Karabekir, muhalif İkinci Küme’den kimsenin aday gösterilmediğini, halbuki İstiklal Uğraşına onların da ‘canla başla hizmet etmiş insanlar’ olduğunu söylediğinde Gazi‘nin karşılığı şöyledir:

‘Ben muhalif istemiyorum!’

***

Peki Cumhuriyet niçin ilan edildi?

Neden 29 Ekim tarihi seçildi?

“25 Ekim’de, Halk Fırkası oylamada aday olarak Rauf ve Sabit Beyefendileri seçmişti…

26 Ekim’de Gazi, Başvekil Fethi Bey’i ve bakanları istifa ettirdi, planlı bir hükümet krizi çıkardı.

Herkes hükümet kriziyle meşgulken, 28 Ekim akşamı arkadaşlarını Çankaya’ya çağıran Gaziyarın cumhuriyeti ilan edeceğini açıkladı.

Artık başvekili ve bakanları, ‘gizli muhalif hizbin’ etkili olabildiği Meclis seçmeyecek, reisicumhur atayacaktırÜlkenin ismi artık Türkiye Cumhuriyeti’dir.”

***

100 yılın sonunda neden hala “demokratik cumhuriyet” olamadık?

Bırakın demokratik cumhuriyeti, siyasal İslamcı otoriter bir rejime nasıl savrulduk?

Rejim inşasında basının rolü nedir?

Bütün bu soruların karşılığı dokümanlarıyla Taha Akyol’un kitabında cevaplanmış.

***

“Muhalif istemeyen” bir noktadan yola çıkınca 100 yıl sonra “muhalif istemeyen” başka bir noktaya varıyorsunuz.

Ve bu yüzyıl boyunca “basın”, bu “muhalif istemeyen” zihniyetin destekçiliğini yapıyor.

“Basın tarihinin” biraz da “utanç tarihi” olmasının asıl sebebi de bu zati.


Fotoğraf: Flickr. 


P24’ten alınmıştır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.