DOLAR
48,0206
EURO
56,1267
ALTIN
7.107,39
BIST
14.514,82
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Mehmet Altan yazdı | Basın tarihi: Şeyh Galip’ten Taliban’a…

Neden hep hususların içinde debeleniyoruz? Gelişmiş ülkelerle aramızdaki makas gitgide açılıyor. Herhalde bunların birçok sebebi vardırbence asıl neden siyaseti hayatın merkezine koymamız

Mehmet Altan yazdı | Basın tarihi: Şeyh Galip’ten Taliban’a…
07.08.2024 15:20
13
A+
A-

Mehmet Altan* 

Gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkeler arasındaher hususta çok büyük farklar var.

Ama “en büyük fark nedir” diye sorarsanız, bence karşılığı şu:

Gelişmiş ülkelerde hayat daima değişiyor… Gelişmemiş ülkelerde hayat ve bundan ötürü da problemler hiç değişmiyor.

Bugün gelişmiş ülkeler, bundan 18 yıl önce şimdi var olmayan yenilikleri yaşıyorlar… İnternet uyduları, sürücüsüz araçlar, elektrikli otomobiller, yapay zekâ, bulutlu havalarda da çalışan güneş panelleri… Ve bütün bu değişimlerle birlikte değişen bir hayat.

Ya gelişmemiş ülkeler?

Ne yazık ki gelişmemiş ülkelere örneklerden biri bizim ülkemiz.

Hep meseleler, hep çekişmeler, hep benzer kısır döngü.

Bunu da bize en iyi basın tarihi gösteriyor.

* * *

Şu haberleri bir okuyalım:

“Dün bizim gazetenin manşetinde Rumelihisarı’nın içinde ‘konser alanı’ olarak kullanılan yere Fatih Camisinin yapılacağı haberi vardı. 

28 Şubat sürecinde Taksim’e Cami tartışmasını yaşadık.

Sonra AK Parti’ye oy vermeyen Kadıköylülere bir mesaj çeviri edilebilecek ‘Göztepe Camisi’ tartışması çıktı.

Şimdi yeni tartışma konusu ise Hisar’a Cami olabilir.

Cuma günkü gazetelerde ise ‘Yahudi’ olduğu için yönettiği şirketin suyunun AK Partili belediye liderince kesildiğinden şüphelenen bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yakınmasını okudum.

Aynı gün, Trabzon’da Santa Maria İtalyan Katolik Kilisesi’nin rahibi Andrea Santoro‘yu öldüren 16 yaşındaki katil zanlısının mahkeme haberini gördüm.

Bu çok garip olay sonrasında ikinci bir rahibin daha öldürüldüğünü de yeniden anımsadım.”

Bunlar ne zaman yaşandı?

Gene bir Ağustos ayında…

Ama 2006 yılının Ağustos ayında…

18 yıl önce…

* * *

“En Müslüman” olmanın “en çok cami yaptırmaktan”, “en milliyetçi” olmanın da “en yüksek bayrak direği diktirmekten” geçtiği sığ bir devirdeyiz.”

Daha fazla “kendine benzemeyene” yapılan ilkel bir dayatma…

Bunun münasebetleri zaman zaman muhafazakârlaştırma, zaman zaman Müslümanlık olarak peçelense de, yapılanları bunlarla açıklamak haksızlık olmaz mı diye de düşünüyorum.”

* * *

İlkel, sığ, baskıcı bir yaklaşımın sebebi nedir?

Cumhuriyet, “tekke ve zaviyeleri” kapatarak, kent Müslümanlığının kendini yeniden üretme imkanlarını mı yok etti, sanki?

“Diğerine “düşman” gözle bakarak kendini dayatma isteği içinde olanlar, Pir Galib’e mi daha yakın, yoksa insanlık tarihinin eşsiz şahitlerinden biri olan Buda heykellerini yok eden Taliban anlayışına mı?

Ya da Müslümanlığın yorumu Pir Galib’den Taliban’a neden geriledi?”

* * *

Ta o vakitten olup biteni gördükçe bağnazlığı reddeden “kent dindarlarını” özlemekten bahseden yazı şöyle devam etmiş:

“Vaktiyle, yıllar önce ziyarete gelen iki genç solcudan birinin sigarasını yakmaya atak eden arkadaşının eline vurması gözümün önünden hiç gitmedi. Kibarlığı solculuğa aykırı zannediyordu.

‘Milliyetçi’ geçinenlerin ise beğenmedikleri fikirleri tartışmak yerine, sövgü ve tehdit göndermesi hâlâ aktüel bir biçim.

Müslümanlık ismine başkalarını esir alma da artan bir iştah içinde.

Bu davranışların etiketleri ne olursa olsun, temeldeki ilkellik hep aynı kalıyor.

Yoz ve sığ, gelişmemiş bir lümpen tutum.”

* * *

“Türkiye’de büyük bir çoğunluk ‘var olduğunu’ hissetmek için ne yapacağını bilemiyor.

Bunun en kestirme yolu, şayet gücü yeterse, kendini ve inançlarını dayatma olarak beliriyor.

Başkasına ‘saygı’ göstererek kendini ifade etmek içinse hukukun ve onun etrafında örülen ‘temel hak ve özgürlüklerin’ yeşerdiği bir toplum olmak gerekiyor.”

* * *

18 yılda mevzuları, üstelik gitgide yoğunlaştırarak yaşamaya “gelişmişlik” diyebilir miyiz?

Dünyanın gelişmiş ülkelerinden bu kopuşu nasıl açıklayacağız?

Neden hep benzer hususların içinde debeleniyoruz?

Gelişmiş ülkelerle aramızdaki makas gitgide açılıyor.

Herhalde bunların birçok sebebi vardır ama bence asıl neden siyaseti hayatın merkezine koymamız.

Devlet herkes için ortak geçim kaynağı olarak görüldüğünde tabii ki devleti ele geçirmek için yapılan siyaset de hayatın merkezine oturuyor.

Biz de o merkezde her gün biraz daha tabana batıyoruz…


P24’ten alınmıştır.

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.