Anayasa‘da yapılan birtakım değişiklikler 12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasına sunuldu. Yirmi altı maddelik bir değişikliği içeren paket, TBMM tarafından kabul edildikten sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından referanduma sunuldu. Referandumun sonucunda %57,88 evet ve %42,12 hayır oyu çıktı, anayasa değişiklikleri kabul edildi. Eksik olmakla birlikte yeni anayasanın Türkiye’de demokratik hak ve özgürlükler açısından ileri bir adım olduğunu, 12 […]

Anayasa‘da yapılan birtakım değişiklikler 12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasına sunuldu.
Yirmi altı maddelik bir değişikliği içeren paket, TBMM tarafından kabul edildikten sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından referanduma sunuldu.
Referandumun sonucunda %57,88 evet ve %42,12 hayır oyu çıktı, anayasa değişiklikleri kabul edildi.
Eksik olmakla birlikte yeni anayasanın Türkiye’de demokratik hak ve özgürlükler açısından ileri bir adım olduğunu, 12 Eylül Anayasasında bir gedik açacağını savunan aydınlar, yazarlar, hukukçular, sanatkarlar, öğretim üyeleri ve siyasi aksiyoncular sürece destek için “Yetmezfakat Evet” kampanyası başlattı.
Anayasa referandumu 15 yıl öncesinin en önemli, medyada en fazla tartışılan siyasal gelişmelerden biri oldu.
* * *
Basın Tarihi 2010 yılına geldiği için yeniden irdelediğimiz bu mevzuya 6 Eylül 2023 tarihinde, Umut Kitabevi’nin bombalanmasının yıldönümünde yayınladığım “YetmezEvet” başlıklı yazıda da kısaca değinmiştim.
Şöyle diyordum:
“Türkiye askeri vesayeti yaşadı…
Bugün fecî bir öbür dönemi yaşıyor.
O zaman da hukuk yoktu, şu anda de yok.
Bu lanetli bir zincir… Her hukuksuzluk periyodunun içinde bir öteki hukuksuzluk periyodunun tohumları büyüyor.
Niye bu türlü oluyor?
100 yıldır Cumhuriyet’i demokratikleştirmediğimiz için.
* * *
Şimdi ‘demokratik Türkiye’yi’ çare olarak önerenlere, hem askeri, hem de sivil vesayete sonuna kadar karşı olanlara, her şeyi bir yana bırakıp düşmanlık edenler var.
Vesayet karşılarını ‘yetmezfakat evet’çiler olarak isimlendiriyorlar… Askeri vesayete karşı çıkmayı ‘büyük bir günah’ göstermek istiyorlar.
Umut Kitabevi’nin bombalandığı dönemi aklamak peşindeler.
Utanma perdesini biraz daha yırtarlarsa ‘niye cinayetlere karşı çıktınız’ diye soracaklar.
Askeri vesayeti savunanlara 9 Kasım 2005 yılının gazetelerini armağan etmek lazım… Neyi savunduklarını daha iyi görsünler diye.
* * *
Bu vesileyle bu bahis ile ilgili bir çarpıtmayı da yeniden açıklamak ve tashih etmek gerek.
Askeri vesayet devrinin tesiri altındaki yargının 2010 referandumu ile bugünkü sivil vesayetin eline geçtiği iddia edilir.
Hâlbuki bu doğru değildir, kasıtlı bir saptırmacadır.”
* * *
Meclis’te kabul edilen değişiklikle HSYK, Ankara’daki üst yargının kontrolünden çıkarılıyordu.
HSYK’nın üye sayısı 7’den 22’ye çıkarılmış, Yargıtay ve Danıştay’ın 5 üyesi korunmuş ama o ana kadar kurulda temsil edilmeyen kürsü hâkimi ve savcılara yedisi adli, üçü idari yargıdan 10 üyeyi seçimle HSYK’ya gönderme hakkı verilmişti. Türkiye Adalet Akademisi Genel Konseyinin kendi üyeleri ortasından seçtiği bir ve Cumhurbaşkanının hukukçu öğretim üyeleri ve avukatlar ortasından seçtiği dört üyeyle konseyin 16 üyesi yargının kendi içinden seçimle seçtiği üyelerden oluşacaktı.
12 Eylülcülerin muteber Cumhurbaşkanı onaylı Ankara’daki yüksek yargı bürokrasisine emanet ettiği HSYK’dan daha çok sesli bir HSYK modeliydi bu.
Meclis’ten geçen düzenlemeye göre hem Anayasa Mahkemesi üyeliği için yüksek yargıda yapılacak seçimlerde hem de HSYK’daki 10 üyelik için yargıçlar ve savcılar arasında yapılacak seçimde herkese yalnızca tek adaya oy verme hakkı tanınmıştı.
* * *
CHP “tek oy” sistemine itiraz etti. Anayasa Paketinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı.
Anayasa Mahkemesi, YARSAV’ın dayanağıyla CHP tarafından hazırlanan anayasa paketinin iptali müracaatında 26 hususa yapılan itirazları oy çokluğuyla reddederken, Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyelerinin seçimlerini düzenleyen unsurlarda geçen “ancak bir aday için” tümcelerini oybirliğiyle iptal etti.
Tuhaf bir durumdu bu. Mahkeme hususların aslına girmekle kalmamış, cümle içerisinde sözleri iptal etmişti.
2012 yılında TESEV’in düzenlediği “Referandumdan sonra HSYK” başlıklı oturumda konuşan ve o sırada Ankara Hukuk Fakültesi profesörü olan Mithat Sancar, bu iptalin tuhaflığına dikkat çekmişti:
“Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını incelediğinizde inanılmaz bir mühendislik çalışmasıyla karşı karşıya olduğumuzu anlarsınız. Bugüne kadar pek çok iptal kararı okudum, inceledim. Bu karardaki kadar ince mühendislik hesapları görmedim. Bu unsurun bir fıkrası, bir cümlesi değil, bir sözü iptal edildi. Bu kadar çok üstüne düşünülmüş bir müdahale ki…”
Paket, “tek oy” cümleleri çıkarılarak referanduma gitti ve yüzde 58 ile kabul edildi.
* * *
Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği tek oy düzenlemesi nedeniyle hakimler ve savcılar arasında bir ay sonra yapılan HSYK seçimlerinde “planlananın” tam aksi bir durum ortaya çıktı, çoğulcu demokratik bir yapılanma imkânı da yitirildi.
Çarptırılmış siyasal algı operasyonu devam edegeldi.
Halbuki olup biteni dokümanlara dayanarak anlatan birçok yazı yayınlandı.
Onlardan en detaylılarından biri de Yıldıray Oğur’un “Peki, ‘Yetmezfakat Evet’ değil miydi ?” yazısıdır.
Baskın Oran’ın da bu mevzuyu ayrıntılı bir şekilde anlatan eksiksiz bir yazısı vardır.
* * *
Bu yazıyı da daha önceki “Yetmez ama evet” başlıklı yazımı bitirdiğim gibi bitireyim:
“Onlar, bugün yaşananların panzehrini ‘geçmişte’, kitabevi bombalayan astsubayların ‘iyi çocuklar’ olarak değerlendirildiği, binlerce faili meçhul cinayetin yaşandığı günlerde arıyorlar.
Bugünün panzehiri orada değil.
Geçmişe gittiklerinde dezehiri bulacaklar… İnsafsızca bunu istemelerinin sebebi o günkü ‘zehrin’ kendilerine değil diğerlerine acı çektirmiş olması.
Acıyı öbürleri çektiğinde o ‘acı’ onların umurunda bile değil… Acıyı kendileri çektiklerinde ise ‘hukuk kalmadı’ diye bağırıyorlar… ‘Geçmiş güzeldi’ diye haykırıyorlar.
* * *
Bugün acılar çekiliyor… Dün de acılar çekiliyordu.
Böyle giderse yarın da acılar çekilecek.
Bu yaşananların panzehiri geçmişte değil; hukukta, demokraside, eşitlikte.
Bu toplum bunları talep etmediği sürece bu acıyı çekecek.
Belki bir gün bu gerçeği hep birlikte göreceğiz.
Acı lakin o zaman bitecek…”
P24’ten alınmıştır