DOLAR
47,5161
EURO
54,7541
ALTIN
6.178,98
BIST
13.458,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Orta Doğu’dan dünyaya uzanan tartışma: ‘Sömürgeciliğin Kutsal Şemsiyesi’ raflarda

Gazze’de, Suriye’de, Ukrayna’da ya da dünyanın başka bir köşesinde… Din neden hâlâ savaşların, işgallerin ve iktidar mücadelelerinin en güçlü meşruiyet kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor? Dr. M. Fatih Çiçek’in “Sömürgeciliğin Kutsal Şemsiyesi …

Orta Doğu’dan dünyaya uzanan tartışma: ‘Sömürgeciliğin Kutsal Şemsiyesi’ raflarda
18.07.2026 17:00
4
A+
A-

Gazze’de, Suriye’de, Ukrayna’da ya da dünyanın başka bir köşesinde… Din neden hâlâ savaşların, işgallerin ve iktidar mücadelelerinin en güçlü meşruiyet kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor? Dr. M. Fatih Çiçek‘in “Sömürgeciliğin Kutsal Şemsiyesi: Din” adlı kitabı, bu sorunun peşine düşerek okuru beş yüzyıl önce Latin Amerika’dan bugünün Ortadoğu’suna uzanan tarihsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde 2023 yılında tamamlanan “Sömürgecilik, Din ve Öteki: İspanyol Sömürgeciliği Örneği” başlıklı doktora tezi, Dipnot Yayınları tarafından “Sömürgeciliğin Kutsal Şemsiyesi: Din” adıyla yeniden düzenlenerek yayımlandı. Kısa sürede ikinci baskısını yapan eser, İspanyol sömürgeciliğini merkeze alırken, dinin tarih boyunca siyasal iktidarlar tarafından nasıl bir meşruiyet aracına dönüştürüldüğünü tarihsel ve sosyolojik bir perspektifle inceliyor. Çalışma, dini değil; dinin iktidarlar tarafından araçsallaştırılmasını mercek altına alıyor.

Din değil, iktidarın dini kullanma biçimi inceleniyor

Kitabın temel çıkış noktası, din ile sömürgeciliğin birbirinden bağımsız iki olgu olmadığı düşüncesi. Çiçek, tarih boyunca işgallerin ve yayılmacı politikaların yalnızca askeri güç ve ekonomik çıkarlarla değil; kutsallık, “medeniyet”, “ilahi görev” ve “kurtuluş” söylemleriyle de meşrulaştırıldığını savunuyor. Bu nedenle çalışma, dini eleştiren teolojik bir metin olmaktan çok, kutsalın siyasal iktidarlar tarafından nasıl kullanıldığını inceleyen sosyolojik bir analiz niteliği taşıyor. Yazar, kitabın merkezinde dinin değil, din ile iktidar arasındaki ilişkinin bulunduğunu özellikle vurguluyor.

“Din asla pes etmez; bazen geri çekilir, bazen de biçim değiştirir”

Kitabında din ile iktidar arasındaki ilişkiyi tarihsel örneklerle ele alan Dr. M. Fatih Çiçek, çalışmasının temel tezini şu sözlerle özetliyor:

“Din, bir yüzü rahmeti diğer yüzü şiddeti Kutsal Şemsiye’nin içine alan bir madalyon gibidir. Din asla pes etmez; bazen geri çekilir, bazen de biçim değiştirir.”

Çiçek, dinin yalnızca insanların inanç dünyasını şekillendirmediğini, aynı zamanda tarih boyunca siyasal iktidarların en güçlü meşruiyet kaynaklarından biri olarak kullanıldığını belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Din, insanlara yalnızca uğruna yaşayacakları değil, uğruna ölecekleri kutsal bir amaç da sunabilir.”

Yazara göre bu nedenle dinin toplumsal ve siyasal etkisinin ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Çiçek, çalışmasının amacını ise şu sözlerle ifade ediyor:

“Bu çalışma, sömürgecilik-din ilişkisinin ötesinde din ve iktidar ilişkisinin daha net anlaşılmasını sağlamaya çalışıyor.”

Yazara göre sömürgecilik yalnızca toprakların işgaliyle sınırlı değil. “Sömürgeciliğin yalnızca toprakları değil, kavramları, kimlikleri ve ruhları da sömürgeleştirdiği gerçeğiyle yüzleşmek gerekir.”

Sömürgecilik önce ötekini yaratıyor

Kitapta en dikkat çekici tespitlerden biri, hiçbir sömürge düzeninin yalnızca silahla kurulamayacağı yönünde. Çiçek’e göre işgalin kalıcı hale gelmesi için önce toplumun zihninde meşruiyet üretilmesi gerekiyor. Bunun ilk adımı ise karşısındakini “öteki” haline getirmekten geçiyor. Yazar bu süreci şöyle anlatıyor:

“Sömürgeci, kendisiyle eşit gördüğünü sömürgeleştiremez. İşgali, sömürüyü ve şiddeti meşrulaştırabilmek için önce karşısındakini yabancılaştırması, düşmanlaştırması ve ötekileştirmesi gerekir.”

Kitaba göre ancak bu zemin oluşturulduktan sonra işgaller “medeniyet”, “kurtuluş” ya da “Tanrı’nın buyruğu” gibi kavramlarla meşrulaştırılabiliyor. Çalışma, bu mekanizmanın Latin Amerika’dan günümüze kadar farklı coğrafyalarda benzer biçimlerde yeniden üretildiğini

Sömürgeciliğin değişmeyen üçlüsü: Asker, rahip ve tüccar

Kitabın öne çıkardığı bir başka tespit ise sömürgeciliğin değişmeyen aktörleri. Çiçek’e göre tarih boyunca asker işgali gerçekleştirirken, din adamları bu işgali kutsallaştırıyor, tüccarlar ise ekonomik sömürüyü kurumsallaştırıyor. İmparatorluklar, sınırlar ve yöntemler değişse de bu üçlü ilişkinin farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğünü savunan yazar, büyük işgallerin ve sömürge düzenlerinin yalnızca askeri güçle değil, ekonomik çıkar ve meşruiyet üretimiyle ayakta kaldığını dile getiriyor.

Beş yüz yıl öncesinden bugünün Ortadoğu’suna

Çiçek’in çalışması, 1492 sonrasında İspanyol Krallığı ile Roma Katolik Kilisesi’nin Latin Amerika’da kurduğu ortaklığı tarihsel belgeler üzerinden inceliyor. Ancak kitap geçmişi anlatmakla yetinmiyor; aynı meşruiyet mekanizmalarının farklı dönemlerde ve farklı dinler üzerinden yeniden üretildiğini tartışmaya açıyor.

Yazar, küresel ölçekte sağ siyasetin yükselişinden Taliban’ın Afganistan’da yeniden iktidara gelişine, İsrail-Filistin savaşından Suriye’deki yeni siyasal tabloya kadar birçok güncel gelişmeyi bu tarihsel süreklilik içinde değerlendiriyor. Ona göre değişen yalnızca aktörler ve kullanılan araçlar; kutsalın siyasal işlevi ise farklı biçimler altında varlığını sürdürüyor.

“Din tek boyutlu okunamaz”

Kitapta dikkat çeken bir diğer vurgu ise dinin yalnızca tahakkümün aracı olarak ele alınmaması. Çiçek, aynı dini referansların farklı dönemlerde özgürlük, adalet ve direniş mücadelelerinin de kaynağı olabildiğini belirtiyor. Latin Amerika’daki Kurtuluş Teolojisi ile Haiti Devrimi örneklerine yer verilen çalışmada, kutsalın kimi zaman işgalleri meşrulaştıran, kimi zaman ise işgale karşı direnişi besleyen bir rol üstlenebildiği ifade ediliyor. Yazara göre belirleyici olan dinin kendisi değil; kutsala kimin, hangi amaçla ve nasıl anlam yüklediği.

Bugünü anlamaya çalışan bir araştırma

Frantz Fanon, Edward Said, Peter Berger, Antonio Gramsci ve Aimé Césaire gibi düşünürlerin kuramsal yaklaşımlarından yararlanan “Sömürgeciliğin Kutsal Şemsiyesi: Din”, yalnızca İspanyol sömürgeciliğini inceleyen tarihsel bir çalışma olmanın ötesine geçerek, din, iktidar ve sömürgecilik ilişkisini günümüz dünyası üzerinden yeniden tartışmaya açıyor. Bir yıl içinde ikinci baskısını yapan eser, özellikle Ortadoğu’da din, siyaset ve iktidar ilişkilerini tarihsel bir perspektifle anlamaya çalışan okurlar için olduğu kadar, sosyal bilimler alanındaki tartışmalara da yeni bir katkı sunmayı amaçlıyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.