DOLAR
44,9197
EURO
52,6005
ALTIN
6.847,49
BIST
14.335,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Barışın toplumsallaşması: 1975–1978 İspanya deneyiminden Türkiye’ye bir yol haritası

Barış bir süreç değil; bir kültürdür. Bir tercih değil; bir toplumsal projedir. Siyasetin değil; toplumun iradesiyle kalıcı olur. Ve belki de en önemlisi: Barış geleceğin inşasıdır ve toplum geleceğini ancak barış üzerinden satın alır

Barışın toplumsallaşması: 1975–1978 İspanya deneyiminden Türkiye’ye bir yol haritası
15.12.2025 12:40
5
A+
A-

Önder İnce*

Türkiye’nin onlarca yıllık çatışma döngüsünden çıkabilmesi, yalnızca siyasi elitlerin iradesine veya geçici müzakere süreçlerine bırakılabilecek bir mesele değildir. Dünyada kalıcı barışın sağlandığı örneklere bakıldığında ortak bir gerçek görülür: Barış önce toplumda kurulur, sonra siyasete taşınır. Bu nedenle Türkiye’de bugün en kritik tartışma “barış süreci nasıl olur?” sorusundan çok daha derin bir sorudur:

Barış toplumsal olarak nasıl kabul edilir, meşrulaşır ve sahiplenilir?

Bu bağlamda 1975’te Franco’nun ölümünden sonra başlayan ve 1978 Anayasası ile kurumsallaşan İspanya geçiş dönemi (“La Transición”), Türkiye için son derece öğretici bir laboratuvardır. Çünkü İspanya’da demokrasiye geçiş yalnızca siyasi bir mutabakat değil; toplumsal bir barış projesi olarak şekillendi. Sokaktan iş dünyasına, üniversitelerden basına kadar geniş bir yelpaze “yoğun bir toplumsal barış talebi” yarattı; siyaset ise bu talebin gerisine düşmemek için adım attı.

1. Toplumsal basıncın barış üretmesi: İspanya’da 1975–1978 arası ne oldu?

Franco rejiminin çöküşü sonrasında İspanya’da iki temel tehlike vardı:

  • Ülkenin yeniden şiddete ve iç çatışmaya sürüklenmesi
  • Ordu ve eski rejim aparatlarının reformları sabote etmesi

Siyasetçiler bunu tek başına aşamazdı. Bu nedenle sürecin kaderini belirleyen şey, toplumsal aktörlerin barış yönünde yarattığı baskı, beklenti ve meşruiyetti.

I. İş dünyası: Krizi yönetilebilir kılmak ve ekonomiyi güvenceye almak

1975 sonrası İspanya ciddi bir ekonomik çöküşle karşı karşıyaydı. Yatırımlar durmuş, işsizlik artmış, uluslararası piyasalarda ülkeye güven sarsılmıştı.

İş dünyası bu nedenle açık şekilde “istikrar, reform ve barış” talep eden bir çizgi benimsedi.

Ekonomik aktörler, demokrasi ve barışın ekonomik rasyonalite olduğunu anlatarak süreci toplumsallaştırdı.

II. STK’lar: Yüzleşme, af ve insan hakları bilincinin taşıyıcısı

İspanya’nın demokrasiye geçişinde mağdur yakınları, sendikalar, kilise örgütleri ve insan hakları grupları önemli bir rol oynadı.

Toplumsal diyaloğu genişletti; şiddetten uzak bir gelecek için ortak bir etik zemin üretti.

III. Üniversiteler: Akademi bir “barış okulu”na dönüştü

1970’lerde İspanya’daki üniversiteler, demokratik kültürün beşiğiydi.

Akademisyenler, öğrenci örgütleri ve entelektüeller toplumu şiddetsiz değişim fikrine hazırladı.

IV. Basın: “Barışın dili”ni kurdu

En kritik fark şuydu: medya, meselenin üzerine benzin dökmek yerine tansiyonu düşürdü.

Gazeteciler:

  • Şiddet haberlerini dramatize etmeden
  • Toplumsal uzlaşmanın aciliyetini vurgulayarak
  • Her kesimin sesini duyurarak
  • Çözüm odaklı bir çerçeve kurarak barışın toplumsallaşmasını hızlandırdı.

Sonuç olarak 1978 Anayasası, yalnızca siyasi elitlerin değil, geniş bir toplumsal tabanın ürünü hâline geldi.

2. Türkiye neden barışı toplumsallaştıramadı?

Türkiye’de barış süreçlerinin kırılgan olmasının üç temel nedeni var:

I. Barış hep “devlet–örgüt” meselesi olarak görüldü

Toplum sürecin öznesi değil, izleyicisi oldu.

II. Meselenin dili politize edildi ve kimliksel bir aidiyet testine dönüştü

Barış isteyen ve istemeyenler şeklinde keskin kamplar oluştu.

III. Medya çatışmayı dramatize ederek toplumsal duygusal eşikleri zorladı

Barışın sosyolojisine uygun bir zemin oluşamadı.

Bu nedenle Türkiye’nin ihtiyacı, bir “müzakere süreci”nden çok daha önce, barışın toplumsallaşması için dört temel sütunu eş zamanlı güçlendirmektir.

3. Türkiye için dört sütunlu barış mimarisi

I. İş Dünyası: Barışı ekonomik bir rasyonalite olarak kurmak

Türkiye’de çatışmanın:

  1. Yatırımı
  2. İstihdamı
  3. Turizmi
  4. Dış sermaye girişini
  5. Bölgesel kalkınmayı ağır şekilde etkilediği biliniyor.

Bu nedenle iş dünyasının barışa yalnızca etik değil ekonomik bir proje olarak sahip çıkması gerekiyor.

Atılması gereken adımlar:

  1. “Barışın Ekonomik Maliyeti ve Kazanımları” yıllık raporu hazırlanmalı. Yatırımcıya, girişimciye, yerel aktöre somut veri gerekir.
  2. Barış odaklı bölgesel kalkınma konsorsiyumları kurulmalı.
  3. TOBB, TÜSİAD, DEİK, TÜRKONFED gibi büyük yapılar net pozisyon almalı.
  4. İş dünyası medya ile ortak “ekonomik barış” projeleri yürütmeli.

İspanya’da olduğu gibi ekonomi dili toplumun en inandırıcı dilidir.

II. STK’lar: Ortak acı, ortak hafıza, ortak gelecek

Türkiye’de acılar çoğu zaman birbirine karşı konumlanıyor.

Oysa barış ancak acının ortaklaştırılmasıyla mümkündür.

STK’lar şu rolü üstlenebilir:

  1. Ortak anma törenleri ve ortak yas çalışmaları
  2. Zorunlu göç, kayıp yakınları ve mağdurlar için hafıza merkezleri
  3. Toplumsal barış için yüzleşme çalışmaları
  4. Gençlere yönelik temas, diyalog ve barış okuryazarlığı projeleri
  5. Kadın örgütlerinin barış süreçlerinde merkezi rol alması

İspanya’da STK’lar, toplumun etik pusulasını oluşturdu; Türkiye’de de bu rolü üstlenmeleri gerekiyor.

III. Üniversiteler: Barışın akıl zeminini kurmak

Türkiye’de üniversiteler politik iklim nedeniyle geri planda kaldı.

Oysa barışın rasyonel temelleri ancak akademide kurulabilir.

Üniversiteler:

  1. Barış ve Çatışma Çözümü Merkezleri kurmalı
  2. Çatışma tarihi üzerine dijital arşivler oluşturmalı
  3. Sözlü tarih projeleri yürütmeli
  4. Barış okuryazarlığı, psikososyal iyileşme ve medya okuryazarlığı dersleri açmalı
  5. Medya ve STK’larla ortak araştırma-gazeteciliği projeleri üretmeli

Genç kuşak barışın bilgisine sahip olmadıkça barışın kültürü oluşmaz.

IV. Medya/basın: Barış gazeteciliğini kurmak

Türkiye’de basın, çatışma dönemlerinde çoğunlukla tansiyonu yükselten bir işlev gördü.

Oysa İspanya’nın en kritik avantajı, medyanın “soğutucu” bir rol oynamasıydı.

Türkiye’de barışın toplumsallaşması için medya şu ilkeleri benimsemeli:

  1. Kutuplaştırıcı dili terk etmek: “Biz–onlar”, “hain–kahraman”, “bizim taraf–öteki taraf” gibi kategoriler toplumu çatlattı.
  1. Olayları bağlam içinde anlatmak: Sebep-sonuç zinciri topluma aktarılmalı.
  1. Mağdurların sesini eşit ve tarafsız biçimde duyurmak
  1. Duygusal manipülasyondan kaçınmak
  1. Çözüm odaklı habercilik yapmak
  1. Veri gazeteciliğini güçlendirmek: Ekonomik maliyetler, sosyal etkiler, kamuoyu trendleri görünür olmalı.
  1. Akademi, STK ve iş dünyasıyla ortak içerik üretmek: Barışın toplumsallaşmasının anahtarı dildir. Dili dönüştürmek toplumu dönüştürür.

4. Barışın “satın alınması”: Toplum neden barış ister?

Toplumun barışı sahiplenmesi için barışın yalnızca soyut bir ideal değil; somut bir yaşam kalitesi artışı olduğunun gösterilmesi gerekir.

Barış toplum için şu demektir:

  • İşsizlik azalır
  • Yatırımlar artar
  • Göç ve beyin göçü yavaşlar
  • Güvenlik hissi yükselir
  • Eğitim ve sosyal yaşam istikrarlı hâle gelir
  • Ekonomide öngörülebilirlik artar

Bir toplum barışı “satın aldığında”, siyaset o barışı reddedemez.

5. Sonuç: Türkiye için yeni bir başlangıç mümkün

İspanya’nın 1975–1978 deneyimi, Türkiye’ye önemli bir ders veriyor:

Barış masa başında değil; toplumun bütün damarlarında, eş zamanlı bir dönüşümle kurulur.

Türkiye’de barışın toplumsallaşması için:

  • İş dünyası ekonomik rasyonaliteyi,
  • STK’lar etik zemini,
  • Üniversiteler akıl ve bilgi altyapısını,
  • Medya ise dili ve duygusal çerçeveyi yeniden üretmelidir.

Barış bir süreç değil; bir kültürdür.

Bir tercih değil; bir toplumsal projedir.

Siyasetin değil; toplumun iradesiyle kalıcı olur.

Ve belki de en önemlisi:

Barış geleceğin inşasıdır ve toplum geleceğini ancak barış üzerinden satın alır.

*TV Habercisi/ İletişim Danışmanı

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.