DOLAR
45,3532
EURO
53,5211
ALTIN
6.875,62
BIST
15.062,65
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Mehmet Altan yazdı: Açın önünü…

Erdoğan’ın talebinin ne olduğu tam anlaşılmıyor. “Bizi bu halde alın” mı diyor, yoksa “biz değişelim siz de önümüzü açın” mı diyor kestirmek zor.

Mehmet Altan yazdı: Açın önünü…
12.07.2023 15:20
70
A+
A-

Mehmet Altan*

Litvanya’ya hareketinden önce düzenlediği basın toplantısında, İsveç’in NATO’ya üyelik sürecine ilişkin olarak Recep Tayyip Erdoğan hakikaten de “Önce Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin önünü açın, biz de İsveç’in önünü açalım” demiş.
 
Bugünkü şartlarda Avrupa Birliği üyeliğinin imkânsız olduğu ortada.
 
Ancak bu cümle 2005 yılında ilerleyen Basın Tarihi treni açısından, tam da o yıl AB’nin Türkiye’nin önünü nasıl açtığını anımsatmak için iyi bir pas sayılabilir.
 
***
 
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik müzakereleri 2005 yılının 3 Ekim günü başladı.
 
AB, AKP’nin 2004 ve 2005 yıllarında gerçekleştirdiği ağır yasal düzenlemeler ve ıslahatlar sayesinde Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerini karşıladığını, temel hak ve özgürlükler alanında da “Türkiye’de durumun AB normlarına uygun” hale geldiğini kabul etmiş oldu.
 
Bu kabule karşın Türkiye Yayıncılar Birliği’nin 2005 Yılı Raporu’nda, 25 yayınevinin 37 yazarı ve 43 kitabının yargılandığı vurgulanmaktaydı.
 
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu‘nun belirlemelerine göre de cezaevinde 8 gazeteci bulunmaktaydı.
 
Ama ıslahatların suratı, AB’yi bunların da düzeltileceğine ikna etmişti.
 
***
 
Ancak ıslahatlar süratte devam etmedi.
 
2011 yılından sonra önce “duraklama dönemine” daha sonra da “gerileme dönemine” girdik ve AB ile bağlantılarımız koptu.
 
 
Hukuktan uzaklaşılınca AB’den de uzaklaşılır.
 
Bunu fiilen yaşıyoruz.
 
***
 
2005 yılında Avrupa Birliği ile müzakere süreci açılınca ülkeyi yeniden inşa etme imkanı doğmuştu.
 
Bu yeniden doğuşun teknik reçetesini oluşturan “32 dosya” yaşama geçirilseydi bugün değişik bir ülkede yaşıyor olacaktık.
 
O periyotta birtakım evrakların önünde Kıbrıs nedeniyle siyasi engeller vardı. Bu belgelerin sayısı da sekizdi.
 
***
 
AB ile rahatça müzakere edilebilecek, hiçbir engeli olmayan belgeler ise daha sonra Türkiye’deki zihniyetin değişimiyle birlikte karanlık raflarda kayboldu.
 
Bu belgeler arasında örneğin “kamu alımları” dosyası vardı…
 
Örneğin “rekabet” dosyası vardı…
 
Örneğin “sosyal siyaset ve istihdam” dosyası vardı…
 
Ulusal Eylem Planı’nda bu belgelerin hayata geçirilmesi için neler yapılması gerektiği satır satır tanımlanmaktaydı.
 
Hiçbiri yapılmadı.
 
Bunların yapılmamasının bugün kaç milyon insanın hayatını olumsuz yönde etkilediği daha sonraki yıllarda daha iyi ortaya çıkacaktır.
 
***
 
Bu evraklar açılsa, gereken esaslı reformalar hayata geçse, çok farklı bir Türkiye olacaktı…
 
Cinayete dönüşmüş iş kazalarında her gün düzenli 5-6 çalışanımızı ölmeyecekti mesela…
 
Nam salmış yandaş müteahhitler her ihaleyi 21-b’den alıp inanılmaz karlarla rekabet dışı çalışamayacaktı.
 
İşsizlik bu kadar artmayacaktı.
 
Siyaset, canının istediğine devlet teşvikleri veremeyecekti.
 
***
 
Hukukla birlikte AB’den de uzaklaştığımız bir dönemi yaşıyoruz.
 
O nedenle, Litvanya’ya hareketinden önce düzenlediği basın toplantısında İsveç’in NATO’ya üyelik sürecine ilişkin Recep Tayyip Erdoğan’ın “Önce Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin önünü açın biz de İsveç’in önünü açalım” demesi enteresan geldi…
 
Avrupa Birliği’nin hukuk sıkıntıları bulunan Türkiye’nin “önünü açması” imkansız.
 
Türkiye ise “önünün açılmasını” istiyorsa bugün yaptığı ne varsa hepsinin karşıtını yapmak zorunda. Bu da şimdi pek mümkün gözükmüyor.
 
Böyle bakıldığında Erdoğan’ın talebinin ne olduğu tam anlaşılmıyor. “Bizi bu halde alın” mı diyor, yoksa “biz değişelim siz de önümüzü açın” mı diyor kestirmek zor.
 
***
 
Ama bu sözlerin Basın Tarihi açısından bir faydası oldu…
 
AB ıslahatlarının başladığı 2005 yılından bugüne, 18 yılda nereden nereye gelindiğini daha iyi görmemize imkan verdi.
 
Ne yazık ki geldiğimiz yer, 18 yıl öncenin ümitlerinin gösterdiği yer olmadı.
 
—–
Kapak Görseli: yenisafak.com – Cumhurbaşkanı Erdoğan (solda) NATO Genel Sekreteri Stoltenberg (ortada) İsveç Başbakanı Ulf Kristersson (sağda)
 


P24’ten alınmıştır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.