DOLAR
48,4773
EURO
56,4970
ALTIN
6.890,86
BIST
14.627,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Prof. Dr. Gökçe: ‘Rusya’ya yaptırımlar Alman ekonomisini vurdu, AfD’nin yükselişi tesadüf değil’

Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, Rusya’ya yönelik yaptırımların Almanya’nın sanayisine ve toplumsal refahına zarar verdiğini söyledi. Alman sanayicilerin yaptırımların kaldırılmasını savunan AfD’ye yöneldiğini belirten Gökçe, ülkede NATO karşıtlığının büyüdüğünü ve Avrupa’daki liderlik boşluğunun derinleştiği görüşünde.

Prof. Dr. Gökçe: ‘Rusya’ya yaptırımlar Alman ekonomisini vurdu, AfD’nin yükselişi tesadüf değil’
09.09.2026 18:00
0
A+
A-

Radyo Sputnik’te yayınlanan İsmet Özçelik’le Ankara Farkı programına konuk olan Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yüzde 43,8 oyla birinci olmasını, partinin yükselişinin arkasındaki ekonomik ve siyasi nedenleri, Rusya yaptırımlarının Almanya’ya etkilerini ve Avrupa’daki liderlik krizini yorumladı.

‘AfD Rusya’ya uygulanan yaptırımların kaldırılması görüşünde’

AfD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını istediğini; ucuz enerjiye ihtiyaç duyan Alman sanayicilerin bu politikalara yakınlaştığını belirten Prof. Dr. Gökçe, Rusya’ya yaptırımların Almanya’nın sanayisine ve ulusal çıkarlarına zarar verdiğini kaydetti:

“Başta AfD’yi ‘sağ’ olarak nitelendiriyorsunuz ama savunduğu politikalara bakmak gerekiyor. Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesini, Almanya’nın ulusal çıkarlarının ve egemenliğinin korunmasını, vatandaşların güvenliğinin sağlanmasını isteyen bir siyasi hareket olarak tanımlanıyor. Rusya ile iyi ilişkiler kurulmasını istediğini görüyoruz. Savaşın büyümesinin Alman ulusunun çıkarlarına aykırı olduğunu ve vatandaşların güvenliğini tehlikeye atabileceğini söylüyor. Alman sanayisinin bugünkü seviyesine gelmesinde Rusya’dan sağlanan ucuz enerjinin desteğini öne çıkarıyorlar.

AfD, Ukrayna’ya “Avrupa Birliği’ne ya da NATO’ya üye ol” demiyor. Zaten savaşın nedenini de Ukrayna’nın NATO üyesi yapılmak istenmesi olarak değerlendiriyor. Rusya’ya yönelik yaptırımların derhal kaldırılmasını talep ediyor. Çünkü Almanya’nın Rus gazına ihtiyacı var. Almanya yaptırımları uyguluyor ama sonuçta kaybeden yine Almanya oluyor.

Alman sanayicileri de AfD’ye sıcak bakmaya başladı. Çünkü sanayici, istikrarlı ve barış içinde yaşayan bir ülke ister. Ham maddeye rahat ve düşük maliyetle ulaşmak, bunları işleyebilmek için de ucuz enerjiye sahip olmak ister. Siz bütün bunları Ukrayna üzerinden ABD’nin ya da İngiltere’nin istediğini yapmak için pahalı hale getirirseniz sonuç ne olur? Bakın, Volkswagen fabrikaları füze rampaları ve bunların parçalarını üreten tesislere dönüşüyor. Buradan Amerika kazanıyor. Almanya da bir miktar para kazanabilir ama bu kez Alman otomotiv sanayisinin ne olacağı sorusu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Alman sanayicisinin AfD’ye destek vermesi önemli. AfD’nin politikaları da Rusya’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını içeriyor.”

‘AfD, Avrupa Birliği’ni Almanya’nın egemenliğine müdahale olarak görüyor’

Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe, AfD’nin Avrupa Birliği’nin (AB) ülkelerin egemenlik alanlarına müdahale eden uluslarüstü bir yapıya dönüştüğünü düşündüğünü söyledi. Partinin Almanya’nın avro sisteminden çıkarak ulusal para birimine dönmesini savunduğunu belirten Gökçe, AfD’nin politikalarının milliyetçi bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti:

“AfD ayrıca Almanya’nın avro sisteminden çıkmasını ve yeniden ulusal para birimine dönmesini istiyor. Avrupa Birliği’nin uluslarüstü bir yapıya dönüşmesinden de endişe duyuyor. Birliğin ekonomik yapının ötesine geçerek ülkelerin kendi başlarına karar alma mekanizmalarını olumsuz etkilediğini ve ülkelerin egemenlik alanlarına müdahale eden bir yapıya evrildiğini düşünüyor.

‘AB içinde bağımsız karar veremiyoruz’ düşüncesiyle hareket ediyor olabilir. Birlik içinde bu şekilde hareket etmenin Almanya’ya yük olduğu da tartışılıyor. Çünkü Bulgaristan ve özellikle Yunanistan gibi sonradan Avrupa Birliği’ne katılan bazı ülkeler, Almanya ve Fransa gibi zengin ülkeler açısından ekonomik bir yük olarak görülüyor. AfD de bu durumu değerlendiriyor.

Bütün bunlara baktığımızda AfD’nin sağ bir parti olduğunu söyleyebiliriz. Ancak söylemlerinde milliyetçi bir bakış açısı öne çıkıyor. Milliyetçilik belli bir kesime yüklenebilecek ya da yalnızca belirli bir siyasi görüşe atfedilebilecek bir kavram değildir. Vatanını seven herkes milliyetçidir.

Mesela Sovyetler Birliği dönemindeki Ruslar ya da bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Çinliler milliyetçi değil mi? İnsanlar vatanları için mücadele ediyor. Vatanını seven, ülkesi için çalışan ve ülkesi adına doğru kararlar alınmasını isteyen herkes milliyetçidir diye düşünüyorum. AfD’yi de bütün ülkelerdeki siyasi hareketler gibi bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.”

‘Almanya’da toplumsal refah azalırken silah sanayisi büyüyor’

Almanya’da refah seviyesinin gerilediğini ve sanayi yatırımlarının savunma sektörüne kaydırıldığını ifade eden Prof. Dr. Gökçe, savunma harcamalarındaki artışın ABD’nin politikalarıyla uyumlu olduğu görüşünde:

“Almanya gibi gelişmiş bir ülkede de refah seviyesinde azalma yaşanıyor. Mesela Volkswagen Grubu, geçtiğimiz yıl 60 bin işçiyi işten çıkardı. Fabrikalarından biri de kapatıldı. Şimdi yeni bir anlaşma yapmışlar; fabrikada savunma sanayisine yönelik füze parçaları üretilecekmiş. Yani silah sanayisine yatırım yapılıyor. Bu da tam olarak ABD’nin istediği bir şey. Çünkü savunma harcamalarına ayrılan pay yüzde 2’den yüzde 5’e çıkarılmış durumda.

Şuna değinmek istiyorum: Alman toplumu savaşsız yaşamaya alışmış, savaş istemeyen bir toplum. Ordusu ve silah altındaki asker sayısı sınırlı. Kaynaklarının önemli bölümünü toplumun refahı için harcamış. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı başladığı andan itibaren bu durum hem ekonomiye hem de topluma olumsuz yansıdı.”

‘Almanya’da NATO karşıtı kesim giderek büyüyor’

ABD’nin NATO’yu kendi hedefleri doğrultusunda kullanmasının Alman toplumunda rahatsızlık yarattığını dile getiren Prof. Dr. Gökçe, şunları söyledi:

“Öncelikle ABD’nin NATO’yu her yerde kendi hedefleri doğrultusunda kullanma düşüncesi artık toplumları rahatsız ediyor. Çünkü toplumlar eskisi gibi değil; insanlar bilgiye çok daha kolay ulaşabiliyor. Dolayısıyla NATO adı altında kendi güvenliklerini tehdit edebilecek politikalara dahil olmak istemiyorlar.

Bu konuda söylem geliştiren partiler de toplumdan destek görüyor. Bu çok önemli çünkü artık insanlar güvenlik istiyor. AfD’ye yönelik yoğun bir kampanya yürütülmesinin arkasında da bu söylemler bulunuyor. AfD’yi kötü bir yere konumlandırarak, provokatif söylemler üzerinden toplumun desteğini yeniden kazanmaya çalışıyorlar. Çünkü Almanya’da NATO karşıtı ve Trump’ın NATO politikalarını benimsemeyen bir kesim oluştu. Bu kesim giderek büyüyor. Bunun önüne geçmek için ne yapıyorlar? AfD’yi “faşist” gibi ifadelerle tanımlayarak bu konuda hassas olan kesimlerin duygularını istismar ediyor ve onların AfD’ye yönelmesini engellemeye çalışıyorlar.”

‘Avrupa’daki liderlik boşluğu kıtaya zarar veriyor’

Kıta Avrupası ve İngiltere’de derin bir şekilde liderlik krizinin hissedildiğini söyleyen Prof. Dr. Gökçe, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün dünyada ciddi bir liderlik krizi var. Bunun en belirgin yansımalarını da Kıta Avrupası’nda ve İngiltere’de görüyoruz. Biraz önce bazı isimlerden söz ettim. Mesela Merkel, Almanya için önemli bir liderdi. Bazı politikalarını benimsemeyebilir, eleştirebilirsiniz ama önemli bir liderdi ve belli bir ekolü temsil ediyordu.

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD Başkanı Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping birer lider olarak anılıyor. Bunlar dünya siyasetine yön veren güçlü liderler. Trump’ı ya da Amerikan politikalarını beğeniriz veya beğenmeyiz ama Trump, Kıta Avrupası’ndaki ülkelere istediğini yaptırabiliyor. Bu da Avrupa’daki liderlik boşluğundan kaynaklanıyor.

Avrupa’da bir liderlik sorunu bulunduğu artık kabul edilmeli. Bunu çözmek de Avrupa toplumlarının kendi meselesi. Her toplum, kendi dinamikleri içinde sorunlarını çözer. Bunu seçimle ya da başka bir yöntemle yapabilir. Avrupa toplumlarının da zamanla kendi içlerinden yeni bir lider profili çıkaracağını düşünüyorum. Çünkü mevcut liderlik boşluğu onlara ciddi zarar veriyor.”

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.