Bahçeli: Cumhurbaşkanımızın DEM Parti heyetiyle görüşmesi takdire şayandır, DEM Parti’nin dengeli açıklamaları terörsüz Türkiye umutlarını çok daha güçlendirmiştir

MHP lideri Devlet Bahçeli’den dün gerçekleşen Erdoğan-DEM Parti görüşmesine ilişkin yazılı açıklama geldi. Bahçeli, “Sayın Cumhurbaşkanımızın dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde DEM Parti heyetiyle yaptığı görüşme hem içerik hem ilerleyiş hem de sembolik ifade bakımından takdire şayandır. Sorunun sahibi Türkiye Cumhuriyeti devletidir” dedi. Bahçeli, “27 Şubat İmralı daveti karşılık bulmalıdır. DEM Parti’nin dengeli açıklamalarına ve gerçekçi adımlarına Sayın Cumhurbaşkanımızın müstesna, muteber ve mütekâmil şekilde muamelede bulunması terörsüz Türkiye umutlarını çok daha güçlendirmiştir. Üçüncü tarafların suyu bulandırmasına, akılları çelmesine, nifak kazanını ateşlemelerine azami seviye ve ölçüde hazırlıklı olmanın yanında önlem ve temkini elde bırakmamak esasen ve usulen zorunluluktur” sözlerini kullandı.
Bahçeli’nin açıklaması şu şekilde:
“Dünya çapında artan ve aşırılaşan tansiyon ve cepheleşme ortamı insanlık vicdanını her zaviyeden zedelediği gibi global nitelikli barış ve huzur ümitlerini de maatteessüf zayıflatmaktadır.
Bu karışık ve karanlık muhtevada krizlerin biri biterken başkası başlamaktadır.
Devamlı surette tahrik ve tahkim edilen ekonomik, diplomatik ve ticari cepheleşmeler askeri, siyasi ve stratejik boğuşmaları bir yanda canlı tutup diğer yanda yaygınlaştırırken gelecekle ilgili optimist ve iyi niyetli bekleyişleri de sekteye uğratmaktadır.
Belirsizliğin sis bulutu hâkim ve havi bir durumdadır.
Ortak akıl, olgun anlayış, olgusal şuur ve sağduyu meflûç haldedir.
Gümrük tarifelerinin silah benzeri kullanılmasına eşzamanlı olacak şekilde yayılmacı heveslerin kabaran iştahı, yeni haritaların çizimine duyulan kaba ve kaotik iddia gün geçtikçe sertleşmektedir.
İnsanlık ve uluslararası toplum kalıcı huzura susamakla bir arada, her bakımdan adil, eşit haklarla ihata edilmiş adaletli bir yaşama tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hasrettir.
Gazze tepeden tırnağa felaketin kapsamında ve buna neden olan yeni vandalizmin boyunduruğu altındadır.
Hain ve haydut devlet İsrail 2 Mart 2025 tarihinden itibaren Gazze’ye insanlık dışı bir tecrit uygulamış, tüm yardım kanallarını tıkamış, dehşet verici bir ablukayla sayıları 2 milyonu aşkın Filistinli kardeşimizi açlığa ve sefalete mahkum etmiştir.
Böyle bir cinnet, böylesi bir zincirleme cinayet ve vahşet hiçbir devirde, hiçbir bölümde vuku bulmamıştır.
Ahlaki, insani ve tüzel caydırıcılığı kalmamış cılız kınama iletilerine bel bağlamanın, bundan bir fayda ummanın, bununla mündemiç bir sonuç beklemenin artık hiçbir değer ve önceliğinden bahsedilemeyecektir.
İsrail’in anladığı ve anlayacağı lisan muhakkaktır.
Bu lisanın terennüm ve tedavülünüsağlayacak malum irade, şayet bağlayıcılık, haysiyet, prestij ve gurur düzeyini kaybetmemişse Birleşmiş Milletler Teşkilatı’dır.
Seri ve sistematik katliama uğrayan yalnızca Gazzeli mazlumlar değil, insanlığın topyekûn miras, emanet ve pahalar hazinesidir.
İsrail’e karşı bir eylem ve yaptırım programı teşkil edilmeli; askeri, siyasi ve ekonomik müdahalelerle bu program eşgüdüm içinde hayata geçirilmelidir.
Beklemeye tahammül kalmamıştır.
İsrail Başbakanı’yla birlikte soykırım cürmüne karışan canilerin Lahey Adalet Divanı’nda vereceği hesap gecikmemeli, daha fazla sürüncemede bırakılmamalıdır.
Bunun yanında terör devleti İsrail’in, Suriye topraklarında ayağımızın altında dolaşması, zaman zaman nokta gayelere ataklar düzenlemesi, provokasyon ortamını canlı tutması ve tehdit iletilerini sıralaması kaçınılmaz akıbetin ağlarını günbegün örmektedir.
Suriye özelinde, Türkiye ile İsrail arasında kurulması düşünülen çatışmasızlık alanlarının belirlenmesine dair teknik görüşmelere ihtiyaç duyulup bunun birincisi gerçekleşmiş olsa da, Netenyahu hükümeti ateşle oynadığını ağır bedeller ödemeden idrak etmek zorundadır.
Türkiye’nin ve komşu ülkelerin bağımsızlığı, egemenlik hakları, siyasi ve toprak bütünlüğü asla tartışma kabul etmeyecek hassas, kritik ve yakıcı mevzulardır.
Bu kapsamda Yunanistan’ın da çizmeyi aşmaması lazımdır.
Atina idaresinin Lozan Antlaşması’na taammüden muhalefet ederek işgal ettiği adalarda egemenlik haklarımıza meydan okuyup ülkemizin sabrını zorlaması, Güney Kıbrıs’ta Türk ve Türkiye düşmanlığından beslenen paramiliter örgütlerin faaliyete geçmesi dikkat ve uyanık bir şuurla takip ettiğimiz muhasım gelişmelerdir.
Türk milleti bölgesel ve global hasımlık senaryolarına teslim olacak, boyun eğecek, alttan alacak, tamam diyecek aciz ve atalette değildir.
Türkiye Cumhuriyeti bütün değer ve emanetleriyle müdafaa edilecektir.
Cumhur İttifakı bu azim, maksat ve kararlılıktadır.
Çevremizde cesamet seviyesi ağır olumsuz hareketlilik ve tehdit dalgası karşısında Türk ve Türkiye Yüzyılına terörün kökünü kazıyarak mühür vurmak müşterek sorumluluğumuzdur.
Terörsüz Türkiye gayesi tavsamadan ve daha fazla uzamadan gerçekleşmeli, on yıllara sari bu melanet ortadan kalkmalıdır.
27 Şubat İmralı daveti karşılık bulmalıdır.
Cumhur İttifakı olarak samimi, sabırlı, hassas, dürüst, yapan mahiyetli siyasi ve milli duruşumuzun son etabı ülkemizin terör kamburundan tamamen kurtulmasıdır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde DEM Parti heyetiyle yaptığı görüşme hem içerik hem ilerleyiş hem de sembolik ifade bakımından takdire şayandır.
Meselenin sahibi Türkiye Cumhuriyeti devletidir.
DEM Parti’nin dengeli açıklamalarına ve gerçekçi adımlarına Sayın Cumhurbaşkanımızın müstesna, muteber ve mütekâmil şekilde muamelede bulunması terörsüz Türkiye umutlarını çok daha güçlendirmiştir.
Elbette PKK terör örgütünün kongresini toplayarak Siyonist ve emperyalist komploların devreye girmesine imkan vermeden silah bırakması ve örgütsel feshi sonuçlandırması kısa süre içinde temin edilmelidir.
Üçüncü tarafların suyu bulandırmasına, akılları çelmesine, nifak kazanını ateşlemelerine azami seviye ve ölçüde hazırlıklı olmanın yanında önlem ve temkini elde bırakmamak esasen ve usulen zorunluluktur.
Şu günler hayli kırılgan ve naziktir.
Karşılıklı güven, empati ve müsamaha çemberinde terörsüz Türkiye vuslatının şafağı sökmelidir.
Türkiye’nin iç barış ve huzur ortamı sağlam asıllara bağlanmalı, aziz milletimizin her evladı kardeşlik ve kucaklaşma faziletiyle vatanına, bayrağına, mukaddesatına, dokunulmaz hayat ve varlık haklarına sahip çıkmalıdır.
CHP, içine düştüğü yolsuzluk batağında çırpına çırpına tabana inerken, hukukun karşısında mücrim siyasetçiler hesaba çekilirken, bu zihniyetin Türkiye’ye muhalefet çıtasını yükseltmesinin elbette demokratik bir karşılığı olacaktır.
Tek adam rejimi telaffuzunu amaçlı ve marazi şekilde lisanına dolayan CHP Genel Başkanı’yla siyasi ve ideolojik yandaşlarının, hakkında vahim argümanlar bulunan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde soygun tertibi kurduğu şahit ve kanıtlarla ifade edilen tek bir şahsı aklama ve arkalama teşebbüsü derin bir çelişki, anti demokratik bir savrulmadır.
İç cephemizin gücüne güç katmasını, milli birlik ve dayanışma ruhumuzun muktedir ve muvafık yapısını bir türlü kabullenemeyen, en küçük hazım belirtisi gösteremeyen CHP Genel Başkanı ve yönetiminin terörsüz Türkiye amacından ötürü bunaldığı, dehşete kapıldığı da açıkça anlaşılmaktadır.
Onların endişeleri Türkiye’nin baharıdır.
Onların kabusları Türk ve Türkiye Yüzyılının muştusudur.
Terörsüz Türkiye benzer vakitte süper güç Türkiye’nin mukaddimesidir.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı egemenliğin kayıtsız koşulsuz milletimizde olduğuna tam inanç ve bağlılık göstererek külllerinden doğan Anka Kuşu’nun cihana kanat açmasına, kutlu davalarımıza adım adım ulaşılmasına sonuna kadar hizmet edecek, destek olacaktır.
Bu bizim için siyasi bir mevzudan öte vatan görevi, çiğnenmesi mümkün olmayan milli bir yemin bahsidir.”